Ihya-i Ulûm’id-Din is a bed for one person, the second for his wife, the third for his guest, and the fourth for his devil. Chapter on Some Religious and Medical Etiquettes Regarding Eating 1. It is reported that Ibrahim an-Neha’i said: ‘Eating while walking in the marketplace is an ordinary act.’ Ibrahim an-Neha’i attributes this statement to the Prophet with a high degree of authenticity. However, the opposite view is reported from Ibn Umar: ‘We used to walk and drink water while standing during the time of the Prophet.’ It has been observed that some well-known Sufis have eaten in the marketplace. When asked why they did so, they replied: ‘Blessed be the one who is hungry! Should I go home and eat?’ It was said to him: ‘Why not go to the mosque and eat there?’ He replied: ‘I am ashamed to eat in the mosque. How can I enter the house of Allah to eat?’ We can reconcile these two seemingly contradictory views as follows: Eating in the marketplace is suitable for some people because it demonstrates humility and avoids pretension. For others, it is considered inappropriate due to lack of decorum. Therefore, this situation varies according to the customs of the regions and the individual’s circumstances. If a person’s eating in the marketplace is inconsistent with their other actions, it indicates arrogance and gluttony, and it harms their testimony. However, if a person’s actions are simple and free from pretension, then eating while walking is merely an act of humility. Hz. Ali (r.a) said: ‘Allah removes seventy diseases from a person who begins their meal with salt.’ Whoever eats seven dates a day, those dates kill all the worms inside them. Whoever eats twenty-one red dried dates every day has no illness in their body. Meat finishes meat. (Yahni or meat broth) is the food of the Arabs. Biskarcat (meat and chicken soup) makes one fat and causes the buttocks to sag.
Beef meat causes disease, its milk is a cure, and its fat is a poison. Internal fat and similar things root out diseases. A pregnant woman sees the cure from dates, not from anything else. Fish melts the body (i.e., it melts coarse and unnecessary meats and invigorates the person). Reading the Quran and using a miswak removes phlegm. A person who wants to live long should eat breakfast early, repeat dinner, and wear shoes. The people have not found a more effective treatment than the use of oil. A person who wants to live in comfort and health should reduce their sexual relations and debts. Haccac-ı Zâlim said to a doctor: ‘Recommend me something so that I can act upon it without needing anyone else.’
The doctor advised: ‘Marry young women. Eat only young meat. Do not eat anything without cooking it well. Do not take any medicine without illness. Eat only ripe and well-ripened fruits. Eat only after chewing well. Eat whatever you want, but do not drink water on top of it. If you drink, then eat on top of it. Do not delay small and large ablutions. Sleep after eating during the day. If you eat at night, walk at least ten steps before sleeping. The Arabs have this proverb: ‘Eat breakfast and lie down, eat dinner and walk.’ It is said: ‘Delaying small ablutions destroys the body like water surrounding a blocked path.’
>62 Ihya-i Ulûm’id-Din Cutting off the arteries causes disease, and skipping dinner causes old age. The Arabs say: ‘Skipping breakfast melts the buttock fats.’ One of the wise men advised his son: ‘Do not go out of the house without eating breakfast. Because the mind remains in place with breakfast, and aggression disappears. Also, reduce your desires for what you will see in the marketplace.’ A doctor told a fat person through a letter: ‘Who made the silk on your back, and how did you get it?’ The fat person replied: ‘By eating the essence of wheat and young meat, by being oiled with violets and wearing a flaxen robe.’ It is said: ‘Fasting is beneficial for the sick and harmful for the healthy.’ Some say: ‘The harm of the one who protects himself is certain, but his health is doubtful.’ This statement is perfectly suitable for a healthy person. Hz. Prophet (s.a) saw Suheyb Rûmî eating dates while his eye was in pain and said: . § 4)1 j^ dlüi /^ı Jİji jrı Uı 4)i j^;ı; ju» tuj Jij ^ı ji’üi Are you eating dates while your eyes are in pain? Suheyb said: ‘O Messenger of Allah! I am eating with the eye that is not in pain.’ Hearing this answer, the Prophet smiled. Bringing food to the family of the deceased is recommended. When the news of the death of Câfer b. Ebî Tâlib came, the Messenger of Allah said: ./1 u ^’ı ijLü fı£jı ^ 2/ ^ ^ >^ J’ 3ı 66) Merceme b.
Adî
Kitabu Âdâb’il-Ekl/IV. Bölüm
Câfer’in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün. O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.. Zâlimin sofrasında oturmamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekkî (Şâhitlerin hâlini tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm.
Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı. Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar. Hikâye olunur ki, Zünnûıı-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtûn yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtûn onun bu hareketini kınadı.
Buna karşılık olarak Zünnûn şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.. Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî’nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ’ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi. Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve 67) Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce
İhya-i Ulûm’id-Din Rasûlullah’ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim: .«L uîjj 5s» ^ AA |4^’ Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır. Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Fethe takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed’e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan.
Feth’in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”. Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti. Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular.
Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler 9. İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi, a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır, b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir. c) Üç parmakla yemek sünnettir, d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur. Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler: 1) Et yemek 2) Güzel kokular sürünmek 68) Ka‘b b. Mâlik
Kitabu Âdâb’il-Ekl/IV. Bölüm
3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek
Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:
1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek
Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:
1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek
Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:
1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.
Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:
1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) al
mak
3. Habbet’il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı
yutmak
4) Maydanoz yemek
Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:
1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,
bu şekilde uzanarak yeı- ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.
İhya-i Ulûm’id-Din
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar
yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.
Aklı artıran dört şey vardır:
1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Alimlerle oturmak
Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:
1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak
Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip
çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da öl- •
mediğine hayret ediyorum’.
Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den
daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse
onunla hem yağlanır, hem de içer’.
En doğrusunu Allah bilir!
İkinci Kitab
KİTABU ÂDÂB’İN-NİKÂH
(Evlenme Âdâbı)
1. Nikâha Teşvik ve Nikâhtan Sakındırma
2. Nikâh Akdinde ve Nikâh Yapanlar Arasında Riayet
Edilmesi Gereken Âdâb
3. Karı Koca Arasındaki Âdâb-ı Muaşeret ve Nikâhın
Devamını Sağlayacak Hususlar
II. Kitabu Adâb’in-Nikâh (Evlenme Âdâbı) Giriş Hamd Allah’a mahsustur. O Allah ki, vehimlerin okları onun beşer takatinin dışında bulunan sanatında isabet edecek hedef bulamaz. O Allah ki, akıllar ancak O’nun sanatından şaşkına dönerler. O Allah ki, O’nun birçok nimetleri kesintisiz olarak âlemler üzerine oluk gibi akmaktadır. İsteseler de istemeseler de o nimetler onların üzerine aralıksız akmaktadır. Sudan insan yaratmak, aralarında neseb bağıyla yakınlık kurmak, Allah’ın en garip lütuflarındandır. O Allah ki, şehvet denilen bir kuvvet vasıtasıyla insanı tohum ekmeye mecbur etmiştir. O tohumla onların neslini irâdelerin dışında olduğu halde cebren ve kahren devam ettirmiştir.
Daha sonra nesep bağının önemini büyüterek ona bir kıymet vermiştir. Nesep sebebiyle zinayı haram kılmıştır. İnsanları zinadan uzaklaştırmak için o fiilin çok kötü bir fiil olduğunu ilân etmiştir. Zinayı büyük bir suç ve acı bir hâdise olarak nitelendirmiştir. İnsanları, bazen emrederek, bazen de teşvik ederek nikaha yöneltmiştir. Ölümü kullarına takdir ederek onunla onları kasıp kavuran Allah Teâlâ her türlü eksiklik ve ortaklıktan uzaktır. Bu takdirden sonra, meni tohumlarını ana rahmine ekip serperek, ondan bir varlık yaratarak, istemedikleri halde cebren ölüm tırpanına düçar kılmıştır. Bütün bunlar, mukadderat denizlerinin âlemler üzerinde fayda, zarar, hayır şer, çekingenlik, kolaylık, toplama ve yayma açısından ne kadar coşkun olduğuna dair birer uyarı ve ikazdır.
Salât ve selâm; uyarma ve müjdeleme hasletleriyle donatılarak gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a), onun âli’nin ve ashâbının üzerine olsun. Hadsiz hesabsız salât onların üzerine olsun. Yâ rabbî! Onları istenilmeyen hâdiselerden de emin kıl. Bütün bunlardan sonra bilinsin ki nikâh dine yardım edici, şeytanları zelil düşürücü ve Allah düşmanının önüne gerilmiş,
Kitabu Âdâb’in-Nîkâh/Giriş
geçilmez ve aşılmaz bir kaledir. Yine nikâh, peygamberlerin efen
disi Hz. Muhammed’in (s.a) diğer peygamberlere karşı iftihar
edeceği ümmetin çoğalmasına biricik sebep ve vesiledir. Bu
bakımdan nikâh, sebepleri araştırmaya, sünnet ve edepleri koru
maya, maksat ve ihtiyaçları açıklamaya bölüm ve konuları tertip
etmeye en fazla yakışan bir konudur.
Evlenme ahkâmından bilinmesi gereken şeyler üç bölümde
açıklana-bilir:
Birinci Bölüm: Nikâha teşvik ve nikâhtan sakındırma
İkinci Bölüm: Nikâhta ye nikâh yapanlar arasında gözetilmesi
gereken âdâb
Üçüncü Bölüm: Nikâhtan, boşanmaya kadar riayet edilmesi
gereken âdâb
BİRİNCİ BÖLÜM Nikâha Teşvik ve Nikâhtan Sakındırma Alimler, nikâhın fazileti hakkında çeşitli görüşlere sâhiptir. Kimi, nikâhın Allah’a ibadet etmek için bir köşeye çekilmekten daha üstün olduğunu savunmaktadır. Bazıları da nikâhın faziletini itiraf etmekle beraber: ‘Eğer şehvet ve nikâha karşı duyduğu iştiyak, halini teşviş edecek derecede değilse, ibadet için bir köşeye çekilmek evlenmekten daha üstündür’ demişlerdir. Başkaları da bu zamanda nikâhı terketmenin daha efdâl olduğunu, fakat kazançların gayr-ı meşrû olmadığı ve kadınların ahlâkları bozulmadığı zamanlarda nikâhın faziletli bir iş olduğunu söylemişlerdir. Nikâhın hakikati, ancak hakkında vârid olan teşvik edici ve kaçındırıcı hadîsleri önce söylemek, ondan sonra da faydalarını ve tehlikelerini teker teker ele alıp izah etmekle anlaşılır.
Böylece herhangi bir müslümanın hakkında nikâh mı daha hayırlıdır, nikâhı terketmek mi, onun tehlikelerinden kurtulur mu, yoksa kurtulmaz mı, bütün bunlar da bilinir. Nikâhı Teşvik Ayetler İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. (Nûr/32) Bu emri yerine getirmek müslümanlara farzdır. Kocalarıyla bir daha, evlenmelerine mâni olmayın. (Bakara/232) Bu ayet-i celîle, bir talâkla kocasından ayrılan ve bir kere daha hayatlarını birleştirmek isteyen ve yakınları tarafından engellenen bir hanımın durumunu ele alıp bu engellemeyi yasaklıyor. Allah Teâlâ peygamberlerin medh u senâsını şöyle yapmaktadır:
İhya-i Ulûm’id-Din
Yemin olsun biz senden önce rasûller gönderdik, onlara
zevceler ve çocuklar verdik…
(Ra‘d/38)
Allah Teâlâ bu durumlarını onlara bir minnet olarak ve on
ların faziletli yanları olarak zikretmektedir.
Duâlarında bu durumun olmasını kendinden isteyen veli kul
larını da medh u senâ ederek şöyle buyurur
Rabbimiz! Bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuk
lar ihsan et.
(Furkan/74)
Deniliyor ki; Allah Teâlâ Kur’an’da ancak evli bulunan (Hz.
İsâ hariç) peygamberlerini zikretmiştir. Hatta ‘Yahyâ (a.s) da ev
lenmiş, fakat cinsî münasebette bulunmamıştır’.
‘Cinsî münâsebette bulunmadığına göre niçin evlendi?’ suâ
line şu cevap verilmiştir. ‘Evlenmenin faziletine erişmek ve sün
neti yerine getirmek için evlendi’. Başkaları da ‘Gözünü haram
dan korumak için evlendi’ demişlerdir.
Hz. İsâ (a.s) ise âhir zamanda yere indiği zaman, evlenecek ve
çocuğu olacaktır.
Hadîsler
Evlenmek benim sünnetimdir. Sünnetimden yüzçeviren
benden yüzçevirmiştir.
Nikâh benim sünnetimdir. Bu bakımdan benim ahlâkımı
seven, benim sünnetimi sünnet edinsin!1
1) Ebu Ya’lâ, (îbn Abbas’tan)
Kitabu Âdâb’in-Nikâh/I. Bölüm
.^2ji
yluil f}: ^^i ^ ^î JÛ I^ I
Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben kıyâmet gününde sizin
çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim. Hatta
düşük çocuklarla bile…
Benim sünnetimden uzaklaşan benden değildir. Muhakkak
ki nikâh benim sünnetimdir. Öyleyse beni seven benim sün
netime uysun.2
,û jJÎ iÇİi ÜLki ^.^1 3; ^
b akirlik korkusundan evlenmeyi terkeden bizden değildir.4
Kudret sahibi olan bir kimse evlensin.
•(^J ^ ^’) ‘^J ^
Sizden kim nafaka vermeye (veya cima a) muktedir ise ev
lensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan daha iyi korur.
Ferci daha (emin bir şekilde) korur. Gücü nafaka vermeye
yetmeyen bir kimse ise, oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti
kırar.5
2) İbn Merduveyh
3) Müslim ve Buhârî
4) Deyi >mî
5) Müsli ti ve Buhârî

