Clásicos del Sufismo · junio 23, 2026

Inspiración de las Cartas del Imám al-Rabbání: La Importancia de la Paz Interior y la Moral

* afk dk a“ IMAM-I RABBANI Hakîkat Kitâbevi Yayınları MEKTÛBÂT TERCEMESİ YİRMİÜÇÜNCÜ BASKI Y A Z A N Âriflerin ışığı, Velîlerin önderi, İslâmın bekçisi ve Müslimânların Baştâcı İMÂM-I RABBÂNÎ AHMED-İ FÂRÛKÎ SERHENDÎ …

* afk dk a“ IMAM-I RABBANI

Hakîkat Kitâbevi Yayınları
MEKTÛBÂT
TERCEMESİ
YİRMİÜÇÜNCÜ BASKI
Y A Z A N
Âriflerin ışığı, Velîlerin önderi, İslâmın bekçisi
ve Müslimânların Baştâcı
İMÂM-I RABBÂNÎ
AHMED-İ FÂRÛKÎ SERHENDÎ
Terceme eden
HÜSEYN HİLMİ IŞIK
“Rahmetullahi aleyh”
[1911-2001 Eyyûb-İstanbul]
BİRİNCİ CİLD
Hakîkat Kitâbevi
Darüşşefeka Cad. No: 53 P.K.: 35 34083
Fâtih-İSTANBUL
Tel: 0212 523 45 56-532 58 43 Fax: 0212 523 36 93
http://www.hakikatkitabevi.com.tr
e-mail: bilgi@hakikatkitabevi.com.tr
NİSAN-2017

– 2 –
Hilmi! Mektûbunuza müteşekkir oldum. Sıhhatinize
şükr etdim. Din ve dünyânıza en ziyâde yarıyan ve dîn-i
islâmda misli te’lîf olmıyan (Mektûbât) kitâbını oku-
yup, ba’zısını anlamak, çok ziyâde bir fadl ve ihsândır.
Bu ihsâna kavuşduğunu anlayınca, Rabbime çok şükr
eyledim.
Abdülhakîm-i Arvâsî
_________________
TENBÎH: Bir çocuk ve bir hayvan yavrusu dünyâya
gelir gelmez, bütün a’zâları ve his organları çalışmağa
başlıyor. Bunların âhenkli, muntazam çalışmalarıyla ya-
şamağa devâm ediyor. Bu hâl, bütün akl sâhiblerini, bü-
tün ilm adamlarını hayretde bırakıyor. Bu organları var
eden ve böyle çalışdıran sonsuz kuvvet sâhibinin ismi
(Allah)dır. Allahın var olduğunu anlamayan kimse yok-
dur. İnsanların gözünde kuvvet olsaydı, kendisini görür-
lerdi. Her insana, her iyiliği, her râhatlığı gönderen ve
her derdi, her sıkıntıyı gönderen Allahdır. Ni’met gelin-
ce şükr, derd gelince, istigfâr ve sabr etmelidir. Derdler,
ni’metin kıymetinin anlaşılmasına sebeb olmakdadır. İs-
tigfârın ve sabrın sevâbı pek çokdur. Dünyâdaki derdler,
âhıretde çok sevâb verilmesine sebeb olmakdadır.
Her gün (Estagfirullah min külli mâ kerihallah) çok
okumalıdır. Bunun ma’nâsı, (Yâ Rabbî, râzı olmadığın,
beğenmediğin şeylerden, yapdıklarımızı afv et! Yapma-
dıklarımı yapmakdan koru!)dır.
_________________
KELİME-İ TENZÎH
(Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm). Bu
kelime-i tenzîh, bu kitâbın 307 ve 308.ci mektûblarında
yazılıdır. Bunu, sabâh ve akşam yüz kerre okuyanın gü-
nâhları afv olur. Derdlerden kurtulur. Bir dahâ günâh iş-
lemekden muhâfaza olunur.
Baskı: İhlâs Gazetecilik A.Ş.
Merkez Mah. 29 Ekim Cad. İhlâs Plaza No: 11 A/41
34197 Yenibosna-İSTANBUL Tel: 0.212.454 30 00

MEKTÛBÂT TERCEMESİ ÖNSÖZ İşte budur, miftâh-ı genc-i kadîm: Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara acıyor. Fâideli şeyleri yaratıp, dostu ve düşmanı ayırmadan, herkese gönderiyor. Âhıretde, Cehenneme gitmesi gereken mü’minlerden tevbe etmiyenlere ihsân ederek, onları afv edecek, Cennete kavuşduracakdır. Her canlıyı yaratan, her vârı, her ân varlıkda durduran, hepsini korku ve dehşetden koruyan yalnız Odur. Böyle yüce bir Allahın şerefli ismine sığınarak, bu kitâbı yazmağa başlıyorum. Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe ve Onun temiz Âline ve Ona Eshâb olmakla şereflenmişlerin hepsine selâmlar ve hayrlı düâlar olsun! Târîh boyunca, îmânlılar ile îmânsızlar çarpışmakda, kuvvetli, çalışkan olan, gâlib ve hâkim olmakda, inançlarını, düşüncelerini yaymakdadır.

Bu çarpışma, harb vâsıtaları ile, döğüşerek olduğu gibi, propaganda ile, neşr yolu ile de yapılmakdadır. Şimdi, ikinci savaş bütün hızı ve kuvveti ile hergün devâm etmekdedir. Îmânsızlar, alçakça ve açıkça iftirâ etdikleri gibi, müslimân şekline girerek, din adamı görünerek, islâmiyyeti içerden yıkmağa da çalışıyorlar. Kitâblı ve kitâbsız bu kâfirlerin, plânlı olarak hâzırladıkları uydurma kitâbları, radyo, televizyon neşriyyâtı ve sinema filmleri bir yandan, câhil ve münâfık kimselerin, dünyâlık ele geçirmek için, ortaya çıkardıkları yanlış, bozuk din kitâbları ve sözleri de bir yandan, dîni, îmânı yok etmekdedir. Bu ma’nevî yıkıntıyı durdurabilmek için, Ehl-i sünnet âlimlerinin doğru bilgilerini yaymakdan başka kurtuluş yolu yokdur.

Para ello, trabajé durante años y examiné los libros de esos grandes eruditos. Me esforcé por recopilar y traducir los valiosos escritos que constituyen el remedio para las enfermedades del corazón que arrastran hacia la muerte eterna. Gracias a la ayuda y la gracia de Dios, se produjeron y se imprimieron varios libros. Después de la muerte del Profeta, los enemigos del islam atacaron cruelmente la religión y la fe. Allah, en la India, creó al Imán Rabbānī Ahmed Fārūqī Serhindī (que Dios lo alabe), quien detuvo con sus escritos esa terrible corriente. Las cartas y los libros de este gran imán despertaron a la gente del sueño y trajeron luz al mundo. Murió en la India en el año 1034 [d.C. 1624]. De las cartas que envió a diferentes países, se recopilaron quinientos sesenta y seis en tres volúmenes, formando así el libro (MEKTÛBÂT).

El gran erudito, Sayyid (Abdulhakim Efendi), (después de los libros de Allah y las hadiths del Profeta, el libro islámico más alto y más útil es el libro de cartas del Imán Rabbānī, Mektûbât. – 3 –

No queda ya nada de lo que se menciona en Mektûbât sobre la espiritualidad, las ordenes y los verdaderos guías. Nosotros no podemos comprender las finas enseñanzas y el conocimiento que se encuentran en Mektûbât) dijo. [La traducción de la condición de Sayyid Abdulhakim Efendi (Eshâb-ı Kirâm) está escrita en nuestro libro.] Algunas de las cartas de este libro están en árabe, el resto están en persa. En el año 1392 [d.C. 1972], en Pakistán, por orden de Gulam Mustafa Khan, en la imprenta Karashide (Edeb Menzil Said Company), se imprimió en dos volúmenes, con comentarios en el margen, una edición muy legible y deliciosa. La edición persa de esta imprenta se imprimió en 1397 [d.C. 1977] en Estambul como fotocopia. En el año 1302 [d.C. 1884], Muhammad Murad Kazani Mekki tradujo al árabe y se le dio el nombre (Dürer-ül-meknûnât), y se imprimió en la imprenta Mīriyya en La Meca en 1316 [d.C.

1898]. También se imprimió en Estambul en 1382 [d.C. 1963]. Muhammad bin Abdullah Kazani murió en La Meca en el año 1352 [d.C. 1933]. Los libros (Mektûbât) del Imán Rabbānī y su hijo Muhammad Ma’sūm fueron traducidos al turco desde el persa por Müstekîmzâde Süleyman Efendi, y se realizó una impresión en Estambul en el año 1277 de la Hégira. Al examinar la historia, se ve claramente que todos los enemigos del islam, con o sin libros, y los ignorantes y desviados que llevan el nombre de musulmanes (Ehl-i sünnet), han atacado los libros de los eruditos de (Ehl-i sünnet), han intentado destruir y eliminar el conocimiento de este camino correcto. Por otro lado, se ve que los hipócritas ignorantes del islam, por motivos mundanos, practican la ordenes.

Para proteger a los jóvenes puros y a los hijos mártires de estos bajos ataques, mostrarles el camino de la virtud y la salvación, y evitar que caigan en las trampas de los ordenes, consideré necesario traducir y publicar todo el libro (Mektûbât) del persa al turco, y presentarlo a mis estimados lectores. Escribí las enseñanzas de la espiritualidad y el conocimiento, que están escritas con gran profundidad y detalle, en palabras claras y fáciles de entender. [1] Para poder explicar mejor algunos lugares, realicé algunas adiciones basadas en otras fuentes. Escribí estas adiciones y interpretaciones dentro de paréntesis cuadrados [ ], para indicar que no pertenecen a (Mektûbât). Trabajé durante meses, día y noche, y la traducción del primer volumen, que contiene ciento trece cartas, se completó el 1 de Zilhicce 1387 y el 1 de marzo de 1968, viernes.

La primera edición se realizó en 1968 y se presentó a los jóvenes valiosos. Pueden leer cuarenta y ocho de los cuarenta y nueve cartas del segundo volumen y treinta y ocho de los ciento veinticuatro cartas del tercer volumen en mi libro (Se’âdet-i Ebediyye). En este libro (Traducción de Mektûbât), se ha dado más importancia a las enseñanzas de la fe y la espiritualidad. Quien lea este libro con atención, se convertirá en una persona con una fe completa y una excelente moral. Entenderá verdaderamente la espiritualidad y el camino correcto, y no se dejará engañar por los falsos practicantes de ordenes. Nuestro Profeta (que la paz y las bendiciones de Allah estén con él), dijo: (El verdadero creyente es aquel cuya mano y lengua no causan daño a los demás). El gran erudito Sayyid Abdulhakim Efendi (que Allah lo tenga en su misericordia), en su libro (Er-Riyâdut-tesavvufiyye), dijo: (La espiritualidad es liberarse de todos los malos hábitos y adquirir todos los buenos hábitos) – 4 – [1] Algunas palabras de los eruditos necesitan interpretación.

La interpretación o el significado, es elegir lo que es compatible con la religión de entre las múltiples significaciones. No todo el mundo puede hacerlo. [Lea los 46.º y siguientes cartas!]

dedir. Görülüyor ki, bu kitâbımız, insanları zararsız ve iyi huylu yapmak için yazılmışdır. Bu kitâbı anlıyan ve uyan insan, Allahü teâlânın emrlerine ve devletin kanûnlarına itâ’at eder. İslâm dîni, hükûmete isyân etmeği, kanûnlara karşı gelmeği, fitne çıkarmağı şiddetle yasak etmiş, bu konuda hiçbir özr kabûl etmemişdir. Seyyid Kutbun ve Mevdûdînin ihtilâlci, bölücü kitâblarına ve boş kafalarından yazdıkları uydurma fetvâlarına aldanmamalı, fitne çıkarmamalıdır. Müslimân, vatanına, milletine fâideli olur. Vatandaşların aynı hak ve hürriyyetlere mâlik olduklarını bilir. Kendini kimseden üstün görmez. Râhat ve huzûr içinde yaşadığı azîz vatanını, milletini ve bayrağını çok sever.

Herkese iyilik eder. Bölücülük yapmaz. Gayrı müslimlere, başka dinden, başka mezhebden olanlara, turistlere, yabancı tüccârlara, müsâfirlere de hiç kötülük yapmaz. Müslimânların güzel huylu, iyi insanlar olduklarını, güler yüzü ile, tatlı sözleri ile ve iyi hareketleri ile, bütün dünyâya tanıtır. Herkesin seve seve müslimân olmalarına sebeb olur. Kötülük yapanlara nasîhat verir. Kimseye hîle, hıyânet yapmaz. Devâmlı çalışır. Halâl kazanır. Kimsenin hakkına dokunmaz. Vergilerini, borçlarını vaktinde öder. Bunu, Allah da sever, kullar da sever. Çalışarak halâl para kazanmanın lâzım ve çok sevâb olduğu (Mekâtîb-i şerîfe)nin seksensekizinci mektûbu sonunda uzun yazılıdır. Bu mektûb, (Se’âdet-i Ebediyye) ikinci kısm sonundadır.

Allahü teâlâ, bütün insanları, imâm-ı Rabbânî hazretlerinin yazılarından ve rûhâniyyetinden feyz alarak, küfrden ve sapık inanışlardan korusun! (Ehl-i sünnet) âlimlerinin, Resûlullahdan alarak bizlere ulaşdırdıkları, biricik kurtuluş yoluna kavuşdursun! Âmîn. Bugün, müslimânlar üç fırkaya ayrılmışdır. Birincisi, Eshâb-ı kirâmın yolunda olan hakîkî müslimânlardır. Bunlara (Ehl-i sünnet) ve (Sünnî) denir. İkincisi (Şî’î), üçüncü fırka (Vehhâbî)lerdir. Bu ikisine (Fırka-i mel’ûne) denir. Çünki bunların müslimânlara müşrik dedikleri (Kıyâmet ve Âhıret) kitâbımızda yazılıdır. Müslimânları bu üç fırkaya parçalayan, yehûdîlerle ingilizlerdir. Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecekdir. Her mü’min, nefsini tezkiye için, ya’nî nefsin yaratılışında mevcûd olan küfrü ve günâhları temizlemek için, her zemân çok (Lâ ilâhe illallah) okumalı ve nefsden ve şeytândan ve kötü arkadaşlardan ve zararlı, bozuk kitâblardan gelen küfr ve günâhlardan kalbini tasfiye için, kurtulmak için (Estagfirullah) okumalıdır.

İslâmiyyete uyanın düâları muhakkak kabûl olur. Nemâz kılmıyanın, açık kadınlara bakanın ve harâm yiyip içenin, islâmiyyete uymadığı anlaşılır. Bunun düâları kabûl olmaz. Mîlâdî Hicrî Şemsî Hicrî Kamerî

– 5 –

Aşkın bağında açan güllere, bülbül olan,
İslâmın hasret ile beklediği kahramân,
Ma’şûkunun aşkından yanıp yanıp kül olan,
Ağlasa yeri vardır, seni görmiyen zemân!
İlmîle, irfanîle, sâhib olan (Sılâ)ya,
İki temel bilgiyi, vasl eden bir araya,
Dalıp uçsuz bucaksız, o mu’azzam deryâya,
Ve bu zikr deryâsından en büyük payı alan!
Kimi sâhile gider ve bu bana yeter der;
kimi uzakdan görür, mest olur, başı döner,
kimi yalnız seyr eder, kimi bir katra içer;
bir Sensin, bu deryâdan, içip içip de kanan!
Kur’ândan, hadîslerden sonra, gelir eserin,
rûhlara şifâ olan, o mubârek sözlerin,
baş kumandanısın sen velîlerin, erlerin;
ve (Müceddid-i elf-i sânî) adını alan!
Bize seni duyuran, fıtraten dostun olan,
ve cihânda bir tekdir, senin izinde kalan.
(Seyyid Abdülhakîm) O, senin aşkınla yanan,
hürmetine nasîb et, bize şefâ’atından!
Eserinle cihânı, yeniden tenvîr eden,
sihrli bir kuvvetle, bizi kendine çeken,
ondördüncü yüzyılın, zulmetini gideren,
(Arvâs)ın ışığıdır, gerisi hayâl yalan!
Biz onun talebesi, o sizin tâlibiniz,
muhakkak aks yapar; o nûrlu kalbleriniz,
belli, birbirinize, âşıksınız ikiniz,
ve size âşık olur (Mektûbât)ı anlıyan!
– 6 –

MEKTÛBÂT-I İMÂM-I RABBÂNÎ BİRİNCİ CİLD Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun. Rabbimizin seveceği ve beğeneceği şeklde ve bütün mahlûkların yapdıkları hamd ve şükrlerin katlarından dahâ çok hamd olsun. Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği en sevgili kulu Muhammed Mustafâya salât ve selâm olsun. Onun mubârek ismini söyliyenlerin her söyleyişinde ve gaflet uykusuna dalarak ismini söylemeyenlerin sayısınca ve Ona lâyık ve yakışık düâlar ve selâmlar olsun ve Onun günâhsız, her dürlü aybdan, kusûrdan uzak Âline ve Eshâbına da düâlar ve selâmlar olsun! Bu kitâb, hakîkî âlimlerin gavsi, âriflerin kutbu, vilâyet-i Muhammediyyenin burhânı, ya’nî senedi, şerî’at-i Mustafâviyyenin hucceti, ya’nî senedi, şeyh-ul-islâm, müslimânların büyük âlimi ve Evliyânın önderi (İmâm-ı Rabbânî müceddid-i elf-i sânî AHMED-İ FÂRÛKÎ Nakşibendî) sellemehullahü sübhânehü ve ebkâhü hazretlerinin (MEKTÛBÂT) adındaki kitâbının birinci cildidir.

Bu cildde üçyüzonüç mektûb vardır. Bu mektûbları, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hizmetinde ve sohbetinde bulunarak ilm ve ma’rifet sâhibi olan yâr Muhammed-ül Cedîd-i Bedahşî Talkanî “kuddise sirruh” hazretleri toplamışdır. Hak teâlânın rızâsına kavuşmak isteyenlere fâideli olmak için bu kitâbı vücûde getirmişdir. Allahü teâlâdan ismet ve tevfîk dileriz, ya’nî bizleri ayblardan, günâhlardan korumasını ve ilerlememiz, yükselmemiz için yardım etmesini dileriz.

BİRİNCİ MEKTÛB Bu mektûb, kendi mürşidi, Evliyânın büyüğü, kalb ilmlerinin mütehassısı (Bâkî-billâh) hazretlerine yazılmışdır. İsm-i zâhire bağlı olan hâlleri ve Arşın üstündeki makâmlara yükselmeyi ve Cennetin derecelerini ve ba’zı Evliyânın mertebelerini bildirmekdedir: Kâmil ve herkesi kemâle kavuşduran, vilâyet derecelerine ulaşmış, nihâyeti başlangıca yerleşdirilmiş olan yolda gidenlerin önderi, Allahü teâlânın beğendiği dînin kuvvetlendiricisi, şeyhimiz ve imâmımız şeyh Muhammed Bâkî Nakşibendî ve Ahrârî “kaddesallahü teâlâ sirrehül akdes ve bellegahüllahü sübhânehü ilâ aksâ mâ yetemennâhü” hazretlerine, kölelerinin en aşağısı olan Ahmedden en yüksek makâma dilekcedir. Kıymetli emrlerinize uyarak bu mektûbu yüzümün karası ile yazıyorum.

Dağınık, – 7 –

bozuk olan hâllerimi titriyerek arz ediyorum. Bu yolda ilerlerken, Allahü teâlânın zâhir ismi o kadar çok tecellî etdi ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Bu tâifeye o kadar bağlandım ki, nasıl bildireyim, kendimi tutamıyordum. Onların şeklindeki zuhûr başka hiçbir şeyde yokdu. Âlem-i emrdeki latîfelerin hâlleri ve acâib güzellikler bu şeklde görüldüğü kadar başka hiçbir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyordum. Yanıp kül oluyordum. Bunun gibi her yiyecekde, her içecekde ve her cismde ayrı ayrı tecellîler oldu. Lezzetli yemeklerde olan letâfet ve güzellik başka şeylerde yokdu. Tatlı şerbetler de, tatlı olmayanlardan böyle başka idi.

Kısaca her tatlı şeyde başka başka kemâl vardı. Bu tecellînin incelikleri, yazmakla bildirilemez. Yüksek hizmetinizde bulunmakla şereflenmiş olsaydım, belki bildirmek nasîb olurdu. Bu tecellîlerin hepsi karşısında, yalnız (Refîk-ı a’lâ)yı istiyordum. Bu tecellîlere bakmamağa çalışıyordum, fekat kendimi tutamıyordum. Birdenbire, bu tecellîlerin, o zemânsız, mekânsız, hiçbirşeye benzemeyen varlığa bağlılığı değişdirmediğini anladım. Bâtın, ya’nî kalb ve rûh, hep ona bağlı idi. Zâhire hiç bakmıyordu. Zâhirde bu bağlılık yokdu. Zâhir, bu tecellîlerle şereflenmişdi. Bâtının gözü bu tecellîlere hiç kaymıyordu. Bunları bilmekden, görmekden yüz çevirmişdi. Zâhir, çokluğa ve iki varlığa bağlı olduğundan, bu tecellîlere uygun idi.

Bir zemân sonra, bu tecellîler görünmez oldu. Bâtının şaşkınlığı ve bilgisizliği yine vardı. Tecellîler yok oldu. Bundan sonra, (FENÂ) hâsıl oldu. Te’ayyün geri geldikden sonra hâsıl olan Te’ayyün-i ilmî, bu fenâda yok oldu, bundan hiçbir şey kalmadı. Bu zemân islâm-i hakîkî başlamağa ve şirk-i hafînin alâmetleri yok olmağa başladı. İbâdetleri kusûrlu ve niyyetleri bozuk görmek ve kulluk ve yokluk alâmetleri görünmeğe başladı. Allahü teâlâ, yüksek teveccühlerinizin ve merhametinizin bereketi ile kulluk ne demek olduğunu bildiriyor. Arşın üstüne yükselmek çok oluyor. Bunlardan birinci çıkışda, uzun yolculukdan sonra, Arşın üstüne yükselince, Cennet yukarıdan kuş bakışı göründü.

Quise ver una visión de los niveles celestiales de algunos de los que he mencionado. Presté atención. Los vi; también vi a sus dueños en aquellos niveles. Sus grados, sus lugares, sus entusiasmos y sus deleites eran distintos. En otro nivel elevado, vi los niveles de nuestros mayores, de los Imames de la Familia de Mahoma, de los Califas Rectos, de las glorias de Mahoma, paz y bendiciones de Allah sobre él, y de otros profetas. Vi los niveles de los ángeles en lo alto, sobre el Trono. Elevados tanto que estaban a la altura del Trono, o casi tanto, es decir, a la distancia que hay desde el Trono hasta el nivel de las glorias del noble Sheik Nakshibandi, que Allah lo alabe. Sobre el nivel de Nakshibandi, había el nivel de algunos de los grandes. Un poco por encima de este nivel, estaba el nivel de Ma’roof al-Karkhi y del Sheik Abu Sa’id al-Harrasi.

Los niveles de otros grandes estaban un poco por debajo de este nivel, y algunos de ellos estaban en este mismo nivel. El Sheik Alauddin y el Sheik Najm al-Din al-Kubra estaban por debajo. Los Imames de la Familia de Mahoma estaban por encima de este nivel. Por encima de ellos, estaban los niveles de los cuatro Califas, “que Allah los bendiga a todos”. Los niveles de los profetas, “que la paz y las bendiciones de Allah estén sobre ellos”, estaban junto al nivel del Profeta Mahoma, paz y bendiciones de Allah sobre él. Los niveles de los grandes ángeles, “salevâ- – 8 –