Anadolu Sufi’lerinin Şefkati ve Affediciliği
Anadolu’da bereket ve rehberliğin ikliminde yetişen hakiklete adanmış kişilerin kalpleri, en perişan insanlara bile kollarını açan atölyeler gibidir. Onlar, “Gel! Dön, gel!” derler. Çaresiz günahkarları şefkatle kucaklayıp onları rehberliğe yöneltir, yaratılışı Allah’ın gözüyle görür ve hiç kimseyi hor görmezler (ibadullah).
Kalplerini yoksul günahlılara açar ve derler: “Bu şefkatli kalpte gönlünüz tamir olsun! Yani iç dünyanızı temizleyin! Tövbe divanına dönün ve ilahi mağfiretle yeniden canlanın!”
Mevlana’nın Daveti: “Ne Olursanız Olun, Geldiğinizi Bilin”
Ebü’s-Saîd-i Ebü’l-Hayr’e nispet edilen ve Mevlana (Rumi)’ye atfedilen şu beyit, bu daveti güzel bir şekilde ifade eder:
“Gel! Dön, tekrar gel! Ne olursan ol, yine dön! Kafirsin, Mecusi misin, putperest misin – ne olursa olsun gel! Toplumumuz (İslam) umutsuzluk yeri değildir. Yüz defa tövbeni bozsan bile, yine gel!”
Bu davet, günahkarlar için bir hayat kurtarıcıdır.
Mevlana’nın Duaları: Şefkat Yansıması
Mevlana’nın şefkati ve merhametini gösteren şu niyaz hali ne kadar da anlamlıdır:
“Ey Rabbim! Eğer senin rahmetin ancak salih olanlara umulacaksa, günahkarlar nereye gider? Ey Azîz Allah’ım! Eğer sen ancak seçilmiş kullarını kabul ediyorsan, günahkarlar nereye gider? (Şüphesiz Sen en Merhametlisisin)!”

