İslam’da Engelliliğin Değeri – İslam’da engellilik, kişinin horlanmasına, küçümsenmesine veya saygısızlığa uğraması anlamına gelmez. İnsanlar, kontrol edemedikleri durumlar nedeniyle suçlu tutulmamalıdır. Böyle kişileri aşağılamak, insanî ve ahlaki değerlerin eksikliğinin bir göstergesidir. İmanımız, görmeyenlerin gözleri, sağırlar için kulaklar, dilsizler için diller ve güçsüzler için eller ve kollar olmak gibi erdemli bir davranışla insanlara yardım etmemizi öğretir.
Maddi Özelliklerden Çok İçsel Nitelikler
İslam, insanların fiziksel güzelliğini veya niteliklerini ön planda tutmaz. Allah, ırkı, rengi, zenginliği, malları, statüsü veya rütbesine göre hükmetmez. Bunun yerine, kişinin ruhunu arındırıp, gönlünü güzelleyip karakterini mükemmelleştirip mükemmelleştirdiğini inceler. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah sizin dış görünüşlerinize veya malınıza bakmaz; O, kalbinize ve amellerinize bakar.”
Fiziksel kısıtlamalar, doğuştan olsun ya da edinilmiş olsun, bizim kusurlarımız değildir. Amellerimizle, katkılarımızla, takvayla ve insanlığımızla mükemmelleşiriz.
Herkes İçin Saygı ve Onur
Erdemli bir kişi, dış görünüşe odaklanmaz. Allah, içsel niteliklere göre hükmeder, dışsal özelliklere göre değil. Bilal-i Habeşi (radıyallahu anh), köle olmasına rağmen, Peygamberimizin en sevdiği müezzin olmuştur. Mu’adh bin Cebel (radıyallahu anh) ise fiziksel olarak engelli olmasına rağmen, Peygamberimiz tarafından Yemen’e valy olarak atanmıştır.
İslam, insanların fiziksel durumları ne olursa olsun değer görmeleri için bir çerçeve sunar. Bu, sevgi ve şefkat meselesidir; bakımı, eğitimi ve yaşam kalitelerini iyileştirme fırsatlarını sağlamaktır. Abdullah ibn Ummi Mektum (radıyallahu anh), kör bir sahabe, önemli bir aşiret liderleri toplantısı sırasında kesintiye uğratılmıştı. Bu durum, Surah Abasa’nın (70. ayet) inişine yol açmış ve engellilere verilen değeri daha da vurgulamıştır.
Antik Yunanistan’daki Sparta bebeklerin fiziksel kusurları doğuştan olduğu için onları feda ederken, İslam her insanın özünde bir onur ve değere sahip olduğunu vurgular.
Tarihi İslami Destek
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanından beri engelli bireyler birinci sınıf muamele görmüştür. Avrupa, zihinsel hastalığı olan kişileri korkunç tedavilere tabi tutarken, İslam dünyası müzik, rahatlatıcı sesler ve iyi havalandırılan alanlarla bakım ve destek sağlamıştır.
Müslüman alimler psikolojik bozukluklar üzerine kapsamlı araştırmalar yapmış ve asırlar boyunca uygulanan yöntemler ve ilkeler geliştirmişlerdir. İbn Sina’nın “Tıp Kanunu” ve Al-Razi’nin melankoli üzerine yazıları bunun örnekleridir. Zihinsel engelliler için erken dönem kurumsal bakım tesisleri özellikle müzik terapisi kullanarak Selçuklu dönemi boyunca kurulmuştur.
Abbasi Halifeliği döneminde, devlet bütçesinden ayrılan özel bir fonla engelli bireylere destek sağlanmıştır. 14. ve 15. yüzyıllarda Sivas, Kayseri, Manisa, İzmit, Bursa ve Muradiye gibi şehirlerde “Darül Rahma” (Şefkat Evleri) olarak bilinen kurumlar kurulmuş, bakım, tedavi ve mesleki eğitim verilmiştir.
Dokuzuncu yüzyıldan itibaren İslam toplumları, engelli bireylerin karşılaştığı zorlukları gidermek için önlemler almıştır. Bağdat’ta Harun Reşid döneminde zihinsel hastalığı olan kişiler için ilk hastaneler kurulmuş, ardından Ahmed ibn Tulun döneminde Kahire’de başka bir hastane daha inşa edilmiştir. Deyri Hizm Hastanesi, 847-861 yılları arasında Al-Mutevakkil Halifesi tarafından kurulmuş ve yalnızca zihinsel sağlık sorunları olanlara hizmet vermiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, her milletten ve inançtan hastaları kabul eden hastanelerle ücretsiz tıbbi bakım sağlamıştır. Osmanlı dönemindeki Fatih Tıp Okulu, engelli bireylere tedavi sağlarken, Avrupa’da zihinsel engelliler işkence ve insanlık dışı uygulamalara maruz kalmıştır.
Altı asır boyunca adalet ve merhametle hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, bu hizmetleri sayısız vakıf ve rehabilitasyon merkezi aracılığıyla sürdürmüştür. Yaşlılar ve engelliler için konut, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleri, şehir merkezlerinde ve cami ve çarşıların yakınında sağlanarak toplum yaşamına katılımları desteklenmiştir.
Müslümanlar, engelli bireylerin geçimlerini sağlamalarına ve başkalarına bağımlı olmamalarına yardımcı olmuşlardır. Görme engelliler okullarda öğretmenlik yapmış, camilerde müezzinlik etmiş ve şiir okumuşlardır. Sağırlık ve dilsizlik problemi olanlar genellikle devlet dairelerinde çalışmışlardır.
Sultan Abdulhamid II’nin hükümdarlığı sırasında duyma engelli ve dilsiz çocuklar için özel merkezler kurulmuştur. 1891 yılında bu kurumlara görme engelliler için bir sınıf eklenmiştir. Fiziksel engelli çocukların okulda zorlanmadan eğitim alabilmeleri için özel kıyafetler sağlanmış, kamuoyunun yardımı ve ulaşım kolaylaştırılmıştır. Sağırlığı olan veya işitme güçlüğü çeken çocuklar birbirlerine yardımcı olmak için el ele tutuşmuşlar ve tramvaylarda indirimli biletler sunulmuştur.
- Sultan Abdulhamid II’nin hükümdarlığı sırasında “Darül Hayr-i Ali” (Yüksek İyilik Evi) kurulmuş, anayasal dönemde ise “Darü’l Yetim” (Yetimler Evi) kurulmuştur. 1917 yılında bu kurumlar yetersiz kalınca “Çocukları Koruma Cemiyeti” kurulmuştur.
- 31 Ocak 1896’dan beri muhtaç, engelli, yaşlı ve yetimlere hizmet veren Darül Aceze, inanç veya mezhepten bağımsız olarak temel hizmetleri sağlamıştır. Darül Aceze içinde atölyeler kurularak sakinlerin beceriler geliştirmeleri ve kendi ayakları üzerinde durmaları sağlanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu, engelli bireylerin onurlu bir yaşam sürmelerini sağlamak için olumlu ayrımcılık önlemleri uygulamıştır. Hukuki süreçlerde zorluk yaşayanlara yardım edilmiş ve zarar görmemeleri için tedbirler alınmıştır.
Osmanlı devleti, zayıf veya engelli olanlardan vergileri muaf tutmuş ve ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için ödenek sağlamıştır.
İslam toplumlarında, engelli bireyler fiziksel görünümleriyle değil, düşünceleri, eylemleri ve katkılarıyla değerlidir. “Yaradılış için Yaradan’ın rızası” ilkesine köklü olan bu felsefe, Müslüman topluluklar içinde engellilikle mücadele eden ailelere bir teselli kaynağı olmuştur.
Engelli bireyler için insana layık bir yaşam yolu, onları insan olarak değer görmekten geçer. İnsana odaklı bir dünya görüşü olmayan toplumlar, kendi vatandaşlarının sorunlarını bile çözmek için yasalara ve zor kullanmaya başvururlar. İslam, anlayışın ve şefkatin şart olduğunu ve olumsuz tutumların reddedilmesinin önemli olduğunu vurgular.
İslam öğretileri, engelli bireylere karşı hoşgörü, anlayış, şefkat ve merhamet göstermeyi teşvik eder çünkü onları aşağılamak veya küçümsemek insanî ve ahlaki değerlere aykırıdır.

