Dünya Konağından Ahiret Yurduna Geçiş
İslam inancının en temel direklerinden biri olan ahiret hayatı, insanın bu dünyadaki geçici misafirliğinin ardından başlayacak olan ebedi hesaptır. Yüce Allah, cisimler âlemini ruhlar âlemine bir konak yapmış ve herkese bu âlemde belli bir mühlet takdir etmiştir. Ahiret ise, bu tayin edilen müddetin bitimiyle başlar; zira orada artma ve eksilme imkânı yoktur. Ecel erişip vade son bulunca ruh bedenden ayrılır ve insanın asıl imtihan sonuçlarını göreceği o dehşetli güne, kıyamete doğru yola çıkar. O gün, dünya hayatındaki eylemlerin perdesi kalkar ve insan mutlak gerçekle yüzleşir.
Mizan: Amellerin Hassas Terazisi
Kıyamet gününde, hesap ve mükafat için ruhlar yeniden bedenlere gönderilir ve "Kiramen Kâtibîn" meleklerinin dünyada iken kaydettiği kitaplar herkese açılır. Kişinin dünyada yaptığı zerre kadar iyilik de kötülük de karşısına getirilir. Sevapların ve günahların miktarını tartmak üzere kurulan ilahi teraziye "mizan" adı verilir. Bu terazi, dünya terazilerine benzemez; orada amellerin ağırlığı, kişinin niyetindeki ihlasa ve takvaya göre tartılır. İnsanların amelleri, hiçbir haksızlığa uğratılmadan, mutlak adalet sahibi Allah'ın huzurunda bu manevi ölçü ile değerlendirilecektir.
Kul Hakkının Mahşerdeki Ağırlığı
Mahşer meydanında en çok korkulması gereken şeylerin başında kul hakkı gelir. Dünyada ibadetlerini eksiksiz yapmış olsa bile, başkalarının hakkına giren kişinin durumu son derece çetindir. O büyük hesap gününde kul mizanın yanında durdurulur; dünyada işlediği amellerden dolayı dağlar misali sevapları vardır. Ancak durdurulduğu o yerde ona; ailesini nasıl gözettiği, hak ve hukukları nasıl yerine getirdiği, malını nereden kazanıp nereye harcadığı sorulur. Öyle ince bir hesap sorulur ki, dünyada haksızlık yaptığı kişilerin hakları boynuna yüklenir ve bütün sevapları bu haksızlıklara karşılık kendisinden alınır. Eğer elinde sevap kalmazsa, mazlumların günahları ona yüklenir. Bu yüzden gerçek kurtuluş, ahirete borçsuz ve kul hakkından arınmış bir vaziyette gidebilmektir.

