İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak
İslam dininin en temel vazifelerinden ve toplumu ayakta tutan en güçlü direklerden biri "Emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-münker"dir (İyiliği emredip kötülükten sakındırmak). İmam Gazâlî, İhya'nın Âdât (âdetler) bölümünde bu konuyu detaylıca ele alır ve bunun müslümanlar üzerine "farz-ı kifaye" olduğunu belirtir,,. Toplumda eğer bu görevi yerine getirecek ilim ve irfan sahibi bireyler kalmazsa, o toplumun tamamı manevi bir çöküşe ve günaha sürüklenir. Kötülüklerin yayılmasına sessiz kalmak, o kötülüğe ortak olmak demektir; zira bir gemide delik açanlara engel olunmazsa, bütün gemi batar.
İkazın Adabı ve İlim Ehlinin Görevi
Kötülükten men etme görevi ifa edilirken uyulması gereken çok ince edep kuralları vardır. Uyarıda bulunan kişinin öncelikle ilim sahibi, sabırlı ve merhametli olması şarttır. İnsanlara kaba kuvvetle veya onları toplum içinde küçük düşürerek yapılan bir uyarı, faydadan çok zarar getirir, inada ve nefretin doğmasına yol açar,. Gerçek bir âlim, şefkatle yaklaşan, hastasına şifa sunan bir doktor gibidir. Abdülkadir Geylânî, cahilleri irşad eden ve kötülüğü reddeden din adamlarının, şeriatın emirlerini hikmetle ve sevgiyle halka aşılaması gerektiğini ifade eder.
Toplumsal Huzur ve İlahi Rıza
Kötülüklerin engellenmediği, haksızlıkların doğal karşılandığı bir toplumda ilahi rahmet tecelli etmez, belalar yaygınlaşır. Emr-i bil-maruf vazifesi, komşusunun derdiyle dertlenmeyi, toplumun ahlaki çöküşüne karşı bir kalkan olmayı gerektirir. Sadece kendi ibadetiyle meşgul olup çevresindeki ahlaksızlıklara göz yuman kimse, hakiki kurtuluşa eremez. "Sizi şekten yakine, husumetten samimiyete, riyadan ihlasa davet eden" gerçek âlimlerin rehberliğinde topluma doğruyu göstermek, yeryüzünde hakkın ve adaletin tesis edilmesini sağlamak her bilinçli müminin omuzlarındaki en kutlu sorumluluktur.

