Fenâ Makamı: Benlikten Geçiş
Tasavvuf yolculuğunun (seyr ü sülûk) en temel hedeflerinden biri, kulun kendi iradesinden, şahsi arzularından ve nefsani tutkularından tamamen sıyrılarak Hakk'ın iradesinde erimesidir. Bu hale maneviyat dilinde "Fenâ" denir. İmam Rabbânî gibi büyük arifler, cezbe makamında kendilerini yok bilerek ulaşılan bu mertebeye "Vücud-i adem" (yokluk hali) ismini vermişlerdir. Kişi bu makamda, sanki kendisinin müstakil bir varlığı yokmuşçasına mutlak bir teslimiyet içine girer. Ancak bu ilk fenâ hissi bazen kalıcı olmayabilir; yolda olan bir salikin insanlık özelliklerine ve nefsin huylarına geri dönme ihtimali daima vardır,. Bu sebeple salik, bu geçici cezbe hallerine aldanıp yolun sonuna geldiğini zannetmemelidir.
Bekâ-Billah: Hakk'ta Kalıcı Olmak
Hakiki ve sarsılmaz manevi zirve, geçici fena halinin ardından gelen ve kalıcı olan "Bekâ-Billah" mertebesidir. Vücud-i fena tamamlanıp insanlık arzularına bir daha geri dönülmeyecek şekilde yok olduğunda, kul mutlak bekaya (Hakk ile baki olmaya) kavuşur. Hâce Bahaeddin Nakşibend hazretleri bu sırrı şöyle açıklamıştır: "Vücud-i adem denilen hal, insanın tabii haline döner. Fakat vücud-i fena, insanlık vücuduna dönmez",. Bu makama erişen kâmil veliler, fani iken baki, baki iken de fanidirler. Onların iç dünyalarındaki ilahi huzur süreklidir ve dünyevi hiçbir meşgale onları bu huzurdan alıkoyamaz.
Vaktin Esaretinden Kurtulmak
Tasavvufta "İbnü'l-Vakt" (Vaktin oğlu) olmak övülürken, Bekâ makamına erenler bu mertebeyi de aşarak "Ebu'l-Vakt" (Vaktin babası/sahibi) konumuna yükselirler. Çabuk geçen ve tükenen fena hisleri, sadece kalbin halleri ve değişiklikleri sırasındaki gelip geçici duygulardır. Oysa bekaya kavuşanların halleri değişmez; çünkü onların işi hallerle veya vakitlerle değil, doğrudan doğruya o halleri ve vakitleri Yaratan iledir. Geçip gitmek, tükenmek vakte özgüdür; ancak vaktin Rabbiyle bütünleşen ruh, bu tehlükelerden ebediyen kurtulur ve ilahi huzurda sarsılmaz bir sükûnete kavuşur.

