Fakr Makamının Mahiyeti ve Hakiki Zenginlik
Tasavvufta "fakr" makamı, cebin parasız olması değil, kalbin Allah'tan gayrı tüm varlıklardan ve sebeplerden bağını kesmesidir. Abdülkadir Geylani Hazretleri, "Hakiki fakir, Allah Teâlâ'dan başkasına muhtaç olmaz" buyurur. Bir derviş, mülke ve makama sahip olsa bile gönlünde bunların zerre kadar esiri değilse o hakiki fakirdir. Feridüddin Attar'ın naklettiğine göre, "Dervişlik ve fakirlik nedir?" sorusuna büyükler, "Rabbinle birlikte tüm kâinattan müstağni olmandır (ihtiyaçsız hissetmendir)" cevabını vermişlerdir. Her şeyi elinde bulunduran Allah'ı bulan bir kul, artık fani dünyadaki kimseye el açmaz, boyun bükmez.
Şekilde Değil, Kalpte Derviş Olmak
Manevi yolculukta şekilcilik ve gösteriş en büyük hastalıktır. Geylani (k.s.), kaba ve eski elbiseler giymekle veya sadece yeme içmeyi terk etmekle manevi makam alınamayacağını belirtir; asıl mesele, kalbin kötü şeyleri kabul etmemesi, tasavvuf hırkasını dıştan önce kalbe ve ruha giydirmektir. Yunus Emre de "Dervişlik ister ise, ağuyu nûş etmek (zehri içmek) gerek" diyerek, bu yolun zorluklarına, nefsin tahakkümüne karşı acı ilaçları yutmanın ve sabrın gerekliliğini vurgular.
Dünya Hırsını Söküp Atmak
Derviş o kimsedir ki, ne dünyası vardır ne de ahireti; onun gönlünde yalnızca Hakk'ın rızası bulunur. Maneviyat yolcusu dünyalık bir heves peşinde koştuğunda aslında hürriyetini kaybeder. Bu yüzden süluka giren kişi, dünyaya ve içindekilere gönül bağlamayıp, elindeki her imkânı Allah yolunda bir araç olarak kullanmalıdır. Rumi'nin dediği gibi, nefsin hırslarından temizlenen bir dervişin kalbi, ilahi sırlar için parlak bir ayna haline gelir.

