Tasavvuf Klasikleri · Haziran 19, 2026

Hakiki Keramet İstikamettir: Olağanüstü Hallere Aldanmamak

İstikametin Kerametten Üstünlüğü Tasavvuf yoluna giren pek çok insanın en büyük yanılgısı, manevi tekamülü su üzerinde yürümek, havada uçmak veya gaybtan haber vermek gibi olağanüstü (harikulade) hallere, yani …

İstikametin Kerametten Üstünlüğü

Tasavvuf yoluna giren pek çok insanın en büyük yanılgısı, manevi tekamülü su üzerinde yürümek, havada uçmak veya gaybtan haber vermek gibi olağanüstü (harikulade) hallere, yani kerametlere bağlamasıdır. Oysa kâmil mürşitler, kerametin nefsin hoşuna giden bir arzu olduğunu, asıl gayenin Allah'ın emirlerine harfiyen uymak (istikamet) olduğunu defaatle belirtmişlerdir. Ferîdüddîn Attar bu hakikati şu çarpıcı uyarıyla dile getirir: "İstikamet sahibi ol, keramet sahibi olma, zira nefsin keramet, Rabbın istikamet istemektedir". Arifler, harikulade yetenekler peşinde koşanların aslında yoldan sapma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını, zira en büyük faziletin her türlü bela ve meşakkate rağmen ilahi Rıza çizgisinden sapmamak olduğunu vurgulamışlardır.

Olağanüstü Hallerin Nefse Oyunu

Büyük velilerden Yahya bin Muaz-ı Razi, bir gün Bayezid-i Bistami'nin sabahlara kadar ibadet edip secdede şöyle niyaz ettiğini işitir: "İlahi, bir kavim senden dilediler, su üzerinde ve havada yürümeyi verdin; buna razı oldular. Ben bundan sana sığınırım. Bir kavim yerin hazinelerini istedi, verdin. Ben yine sana sığınırım.". Bu hadise, Hakikati arayanların, kerameti bir gaye değil, aksine manevi yolda kişiyi oyalayabilecek bir imtihan olarak gördüklerini gösterir. Çünkü avam tabakası ibadetin zahirine, sevabına ve kerametine odaklanırken, havas tabakası bu tür olağanüstü beklentileri dahi kendileri için aşılması gereken birer perde olarak kabul eder.

Gerçek Keramet: Allah'ın Lütfu ve Güzel Ahlak

İrfan ehline göre bir insanın asıl kerameti, Hak Teâlâ'nın o kimsenin elinden izhar ettiği hayrat ve iyiliklerdir. Bir kulun elinden başkalarının elinden çıkmayan faydalı ve güzel ahlaka dayalı işler çıkıyorsa, en büyük keramet işte budur. Kâmil manada istikamet, Emirlerde ve ahlakta muvafakat üzere olmaktan ibarettir; bundan daha yüksek bir makam yoktur. Allah rızası için yaşayan bir kul, halkın övgüsünü veya keramet gösterilerini elinin tersiyle iterek, sadece kulluk görevini hakkıyla yerine getirmenin (ubudiyetin) zilletine taliptir; zira bu zillet onu Allah katında en yüce izzete ulaştıracaktır.