Hasedin Çirkinliği ve Kalp Hastalığı
İnsanın manevi felaketine yol açan ve iyilikleri ateşin odunu yediği gibi yiyip bitiren en kötü huylardan biri hasettir (kıskançlık). İmam Gazâlî, Mühlikât (helak edici huylar) arasında hasedi özel olarak incelemiş, bunun kalbin kararmasına neden olan en sinsi afetlerden biri olduğunu vurgulamıştır. Haset, bir başkasına verilen nimeti çekememek, o nimetin ondan alınıp yok olmasını arzulamaktır. Bir müminde başkasının hayrını istememek, ilahi taksime ve kaderin adaletine karşı gizli bir itirazı barındırır. Abdülkadir Geylânî, kalpten hasedi ve kini çıkarmanın, zahiri ibadetlerden bile daha mühim bir temizlik olduğunu belirtir.
Haset ile Gıpta Arasındaki Fark
İslam ahlakında, başkasındaki nimeti kıskanarak onun yok olmasını istemek (haset) haram kılınmışken; o nimetin aynısından kendisinde de olmasını, sahibinden eksilmeden dilemek (gıpta) caiz görülmüştür. Hasetçi kimse, her zaman mutsuzdur; çünkü Allah'ın kullarına ettiği lütuflar bitmez, hasetçinin de içindeki yangın asla sönmez. Haset eden kişi aslında kendisine eziyet etmektedir; uykuları kaçar, sinirleri bozulur ve dünyası zehrolur. Şeytanın Allah'ın rahmetinden kovulmasına neden olan ilk günah da Hz. Âdem'e duyduğu haset ve kibirdir.
Kalbi Temizlemek ve İlahi Takdire Rıza
Tasavvuf erbabı, kalbi hasetten kurtarmanın yegâne çaresinin "Rıza" makamına ulaşmak olduğunu öğretir. Allah'ın dağıttığı rızka, makama ve yeteneklere rıza gösteren bir mümin, hiç kimseyi kıskanmaz. Zira bilir ki, mülkün mutlak sahibi Allah'tır ve O dilediğine dilediği kadar verir. Kâmil bir mümin, din kardeşinin başarısına ve nimetine kendi nimetiymiş gibi sevinmeyi öğrenmelidir. Kalbinden hasedi, hırsı ve dünyevi çekişmeleri söküp atan kul, manevi bir huzura erişir ve duaları Allah katında makbul olan temiz kalpli (kalb-i selim) kullar arasına katılır.

