Dualar ve Zikirler · Haziran 19, 2026

Hüsrandan Kurtuluş: Zamanın Değeri ve İbadetin Önemi

Hüsrandan Kurtuluşun Sırrı: Zamanı Nasıl Değerlendirmeli? Asr Suresi’nde Cenab-i Hak, zaman üzerine yemin ederek, onun geri gelmeyen ve kıymetli bir nimet olduğunu hatırlatır. Bu yemin, gafletten uyanmamızı sağlar …

Hüsrandan Kurtuluşun Sırrı: Zamanı Nasıl Değerlendirmeli?

Asr Suresi’nde Cenab-i Hak, zaman üzerine yemin ederek, onun geri gelmeyen ve kıymetli bir nimet olduğunu hatırlatır. Bu yemin, gafletten uyanmamızı sağlar ve insanlığın hüsrandan kurtuluşunun, imanı, salih amelleri, hakka nasihat etmeyi ve sabrı içeren dolu bir yaşamla mümkün olduğunu vurgular. Zamanı bu dört unsurla ihya etmeyen hayatlar, büyük bir hüsran kaynağı olabilir.

Bu surenin yeminini sadece belirli bir zaman dilimine değil, tüm ömre şamil olarak değerlendirmeliyiz. Zira başka bir ayette de belirtildiği gibi: “Ve sana kâhin gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” (el-Hicr, 99) buyurulmuştur. Bu nedenle ibadet vecdini hiçbir zaman kaybetmemek önemlidir.

İbadet Vecdi ve Ömür Boyu Devamlılık

Gerçek bir ibadet vecdiyle hareket eden kişinin her nefesi bereketlidir. İbrahim-i Havvas Hazretleri’nin dediği gibi, sâdık kişiler ya ibadete farz olan görevlerini yerine getirirler ya da nafile ibadetlerle meşgul olurlar; başka hallerde onları görmek zordur.

Hikmet sahibi kişiler de “Dünya bir anlık zamandır; sen onu ibadetle geçirmeye bak!” öğüdünü verir. Bu nedenle, zamanın ibadetsiz ve hayırdan uzak geçmesine fırsat vermemeliyiz.

Ebû Hâzim -rahmetullahi aleyh- anlatıyor: Ebû Hüreyre ile birlikte yeni defnedilmiş bir kabrin yanına uğradık. Ebû Hüreyre şöyle dedi:

“–Sizin basit gördüğünüz hafifçe kılınan iki rekât namaz, burada (kabirde) benim için sizin şu dünyanızdan daha sevimli ve değerlidir.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VII, 126/34702)

Yûnus bin Halbes, Cuma günü öğle sıcağında Dımaşk kabristanından geçerken bir ses işitti:

“–Ey hayattaki insanlar! Siz haccediyor, umre yapıyor, günde beş vakit namaz kılıyorsunuz. Amel etme imkanına sahipsiniz, ancak âhiretin dehşetli ahvâlini bilmiyorsunuz. Biz ise âhiretin durumunu yakînen idrâk ettik, lâkin artık amel işleme imkânımız yok!”

Yûnus bu uyarıya karşılık dönüp mevtaya selâm verdi; ancak selâmına cevap gelmedi. Selâmına cevap vermemenin sebebinin sevap kazandırması olduğunu öğrenince, o anki fırsatı kaçırdığını anladı.

Hayat, ahiret saadetini kazanmak için bize lütfedilmiş sınırlı bir nîmettir; ne tekrarı vardır ne de telafisi. Bu nedenle, fırsat elden kaçmadan hayatın her ânını salih amellerle doldurmalıyız. Zira Allah rızasını içermeyen ve ahirete sermaye kılınmayan zamanlar, ebedi hüsran demektir.

Dünya hayatı, Ramazan ayının kısa süresi gibi kısa bir zamandır. Bu nedenle, Ramazanda olduğu gibi ömrümüzü de manevi kazanç için bir fırsat olarak görmeliyiz.

Hak Dostlarının Hayat Anlayışı ve Hesap Bilinci

Hayat sermayesini ibadetle değerlendirme konusunda örnek alabileceğimiz hak dostları, kendilerine yarın ölecekleri haber verilse bile ibadetlerini artıracak kadar uyanıktırlar. Buna rağmen, sürekli olarak eksiklik hissederler ve toplumdaki gafleti dahi kendilerine mal ederek hesap bilirler.

Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri’nin bir mektubundan alınmış şu satırlar bu durumu güzelce özetlemektedir:

“Cihan bahçesine gül dermeye geldik, ama ne yazık ki diken topladık. Bize sıhhat, âfiyet ve rahatlık verildi, fakat şükründe kusur ettik. Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz gibi iki büyük nimet bahşedildi, fakat şükründen gâfil kaldık. Acaba yarın ne yüzle Allah ve Rasûlü’nün huzûrunda kabûl görürüz? Bu liyakâtsizlikle, şefaat ve mağfirete ulaşmak çok zor! Ancak Allah Teâlâ’nın gazabını aşmış olan rahmetini ümit etmekteyiz… Yoksa hiç mâzeretimiz ve özür dileyecek yüzümüz yoktur!”

Ölüm başımızda pusu kurmuş, kıyamet ise yakındır. Acaba ne kadar hayırlı amel işledik? Sâlih kullar cennete girip ebedi nîmetlere kavuşacaklar; gâfiller ise binlerce senelik hesap gününde bizi hesaba çekecek şeylerle meşgul olacaklardır.

Hayatımızı iyi düşünelim ki, yarın ziyanlık kalmasın. Hakk’ın sevgili kullarının yaptığı gibi, seher vaktinde kalkıp gözyaşı dökerek ibadet ve kullukta gayretli olmayı Allah nasip etsin.”

[1] İmam Gazâlî, Mükâşefetü’l-Kulûb, s. 166.