İhlasın Önemi ve Riyanın Afeti
İbadetlerin ve yapılan tüm iyiliklerin Allah katında kabul görmesinin yegâne şartı ihlastır. İhlâssız yapılan ibadet, ruhu olmayan bir cesede veya içsiz bir kabuğa benzer,. Sadece halka gösteriş yapmak (riya) niyetiyle giyilen bir sofu hırkasının, özde Mecusilerin bellerine bağladığı zünnardan hiçbir farkı yoktur. İbadetlerini dışarıdan Allah için yapıyor gibi gösterip kalbinde insanların övgüsünü bekleyen kişi, nifak alameti taşır ve yorulmaktan başka bir kazanç elde edemez. Zira amellerin güzelliği, peşin bir heves yahut gösteriş uğruna değil, sadece kulluk edebinin yerine getirilmesi gayesiyle olmalıdır.
İhlasın Dereceleri ve Gelişimi
İhlas, kulun manevi makamına göre derinleşen bir sıfattır. İlmin ve amelin ruhu olan ihlasa tam manasıyla kavuşabilmek için, kalpten masivayı (Allah'tan gayri her şeyi) söküp atmak gerekir. Tasavvuf yolunda ilerleyenlerin ihlası ebrar (iyiler) ve mukarribin (Allah'a yakın olanlar) derecelerine göre farklılık gösterir. Ebrar zümresinin ihlası, amellerini halkın nazarından gizlemekle birlikte kendi nefsine itimat etmesidir; mukarribin ihlası ise yaptığı her ameli Allah'ın güç ve kudretiyle müşahede edip, kendinde hiçbir varlık görmemektir. Bu ikinci makam, tevhitte en yüksek ihlas mertebesidir.
Yalnızca Allah'ın Rızasını Gözetmek
Hakk'ın rızasına talip olan kişi, insanların kabulüne veya reddine iltifat etmemelidir. İhlas sahibi kul, bir nimeti mülk için değil, mülkün asıl sahibi olan Malik için alır; halkın elindeki kabuğa değil, Halik'ın katındaki öze talip olur. İsa (a.s.)'ın buyurduğu gibi, "İyi iş odur ki, yapılan işin övgüsü beklenmeye". Kul, amellerindeki her türlü dünyevi veya nefsani payı terk edip her işini yalnız Allah için yaptığında, "Onun güzel örtüsü olmasaydı hiçbir amel kabule şayan olmazdı" sırrına erer ve gerçek kulluk tadına ulaşır,.

