Müceddid-i Elf-i Sânî ve Mektûbât
Hicri ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) kabul edilen İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî'nin talebelerine, devlet adamlarına ve âlimlere yazdığı mektuplardan oluşan Mektûbât, Hint altkıtasında ve tüm İslam dünyasında şeriat-tarikat dengesini yeniden tesis eden muazzam bir eserdir. Eserin temel gayesi, Ekber Şah döneminde bozulan İslami itikadı düzeltmek, bid'atleri ortadan kaldırmak ve tasavvufu Ehl-i Sünnet akidesiyle tam bir uyum içine sokmaktır.
Vahdet-i Vücûd'dan Vahdet-i Şühûd'a Geçiş
Mektûbât'ın en felsefi ve devrimsel yönü, İbnü'l-Arabî'nin 'Vahdet-i Vücûd' (Varlık Birdir) anlayışını eleştirerek 'Vahdet-i Şühûd' (Görülen Birdir) anlayışını sistemleştirmesidir. İmâm-ı Rabbânî'ye göre, sâlik manevi sarhoşluk (sekir) anında her şeyi Allah olarak görebilir (şühûd), ancak bu ontolojik bir gerçeklik (vücûd) değildir. Yaratıcı ile yaratılan (Hâlık ve Mahlûk) mutlak olarak birbirinden ayrıdır. Bu tasnif, tasavvufu panteizm tehlikesinden koruyarak İslami tevhidi muhafaza etmiştir.
Sünnete İttiba ve Şeriatın Üstünlüğü
İmâm-ı Rabbânî, hiçbir keşfin veya manevi ilhamın, şeriatın zahiri hükümlerinin önüne geçemeyeceğini şiddetle savunur. Ona göre tasavvuf ve tarikat, şeriatın hizmetçisidir. Mektuplarında "Bir sünneti ihya etmek, binlerce keşif ve kerametten üstündür" diyerek, İslam coğrafyasında yozlaşmaya başlayan dervişlik kurumunu Kur'ân ve Sünnet nizamına geri çağırmıştır.

