Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin gönül dünyasından süzülen ve "Âşıklar Dîvânı" olarak da bilinen Dîvân-ı Kebîr, ilahî aşkın en coşkun ve heyecanlı terennümlerini içeren abidevi bir eserdir. Şefik Can'ın tercüme ve açıklamalarıyla sunulan bu kaynak temel alınarak, eserin mahiyeti ve Mevlâna’nın düşünce dünyasındaki yeri üzerine şu makale oluşturulabilir:
İlâhî Aşkın Ummanı: Dîvân-ı Kebîr
Giriş ve Eserin Mahiyeti
"Büyük Dîvân" anlamına gelen Dîvân-ı Kebîr, Mevlâna’nın ilahî aşkla kendinden geçerek söylediği şiirlerin toplamıdır. Bu mübarek eser, hacim bakımından Mevlâna'nın diğer büyük eseri olan Mesnevî'yi geride bırakır; rubailerle birlikte beyit sayısı elli bine yaklaşmaktadır. Klasik İslam edebiyatı geleneğinde dîvânlar şairlerin adıyla anılırken, bu eser daha çok Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî olarak tanınır. Bunun sebebi, Mevlâna'nın gazellerinin sonunda kendi adı yerine çoğunlukla gönül verdiği ve kendisini onda bulduğu Şems-i Tebrîzî'nin adını mahlas olarak kullanmasıdır.
Şems-i Tebrîzî ve Mevlâna’nın Aynalığı
Mevlâna, şiirlerinde kendini Şems’in ismi altında gizlemiştir. Bu durum, Sokrates’in hiç eseri olmamasına rağmen talebesi Eflatun’un tüm eserlerinde onu konuşturmasına benzetilir. Kaynaklara göre Şems, Mevlâna’da; Mevlâna da Şems’te kendini görmüş, birbirlerine hakikat aynası olmuşlardır. Mevlâna’ya göre Şems bir bahane, asıl olan ise Allah sevgisidir; o, Şems vasıtasıyla "mânâ ordusunun başkumandanı" olmuştur.
Semboller ve Mânâ Derinliği
Dîvân-ı Kebîr’de kullanılan bazı mecazî ifadeler, yüzeysel bakıldığında yanlış anlaşılmaya müsaittir. Ancak âriflere göre bu şiirlerde geçen kavramların derin anlamları vardır:
Mey (Şarap): Gam ve kederden eser bırakmayan, insanı başka âlemlere götüren Allah sevgisidir.
Meyhâne: Hak âşıklarına mahsus ibadet yerleri ve hakikat meclisleridir.
Sâkî: Hak yoluna düşenlere yol gösteren, onlara mânâ şarabı sunan rehberleri temsil eder.
Şiirsel Yapı ve Coşkunluk
Mevlâna şiirlerini genellikle lirik aşk şiirleri olan gazel formunda söylemiştir. Her ne kadar gazellerin her beyti ayrı bir konuyu işleyebilse de, Mevlâna çoğu zaman tüm bir gazel boyunca aynı ruhî coşkuyu ve konuyu sürdürmüştür. O, şiirlerini "dersi aşktan aldığı için" aşkla söylediğini ifade eder. Bazen coşkunluğu o raddeye varır ki, Hallâc-ı Mansûr’un "Ene’l-Hak" sözüne atıfta bulunarak, bu sırların azametinden bahseder.
Sonuç: Ruhun Şifası ve Yolculuğu
Dîvân-ı Kebîr’in önsözünde (mukaddimesinde) belirtildiği üzere, bu eser sadece bir şiir kitabı değil; "Ruhânî sırlar", Hakk'a gönül verenler için bir "Nuh’un Gemisi" ve velîlerin haberlerini taşıyan bir feyz kaynağıdır. Okuyucuya, bir şiirin zevkine varamadığında diğerine geçmesi ve hoşuna giden beyitlerin derinliğine inmesi tavsiye edilir; zira bu satırlar arasında Mevlâna’nın ilahî aşkla çarpan kalbinin sesini duymak mümkündür.

