Nefsin Mahiyeti ve Kuvvetlerin Dengesi
İnsanın varoluş gayesi, kendisini yaratan Rabbine kulluk etmek ve manevi bir olgunluğa erişmektir. Bu yoldaki en büyük engel ise bitmek tükenmek bilmeyen arzularıyla kişiyi esir alan nefs-i emmaredir. İmam Gazâlî, insanın yaratılışında mevcut olan gazap, şehvet ve ilim kuvvetlerinden bahseder; bu kuvvetlerin aşırılığının veya azlığının zararlı olduğunu, adaletin ancak orta yolu bulmakla sağlanabileceğini vurgular. Nefsin bütün işleri doğası gereği şerre meyillidir. Bu sebeple kul, nefsinin isteklerini derhal kabul etmemeli, her an onu denetim altında tutarak şüpheli arzularına muhalefet etmelidir.
Nefse Muhalefet ve Mücahede
Gerçek bir manevi uyanış, nefsin alıştığı rahatlıkları ve kötü hazları terk etmekle başlar. Maneviyat erleri, nefsanî arzulara karşı daimi bir cihad ilan edilmesini öğütler. Kişi, içinden kopup gelen kötü duygulara karşı savaş açmalı, takva kılıcıyla nefsine karşı koymalıdır,. Nefsine tabi olan kişi, yırtıcı bir hayvanın uyuklamasına aldanan gafil gibidir; zira nefis uyur gibi görünse de fırsat bulduğunda sahibini alt eder. Bu amansız mücadelede sabır silahına sarılmak elzemdir, nitekim Yüce Allah "Allah sabredenlerle beraberdir" (el-Bakara,) buyurarak bu yoldaki en büyük desteği müjdelemiştir.
Kalbin Hâkimiyeti ve İtminan
Nefsin terbiyesi, ancak kalbin ve sırrın sözünün tutulmasıyla kemale erer. Nefis, yavaş yavaş kötü hallerinden arınıp iyiye yöneldiğinde, kalbin emriyle hareket etmeye başlar ve nihayetinde "mutmainne" sıfatını kazanır,. Bu mertebeye ulaşan bir nefis, artık maddi duyguları geride bırakmış, manevi aleme geçiş yapmıştır. Kendi nefsini, zafiyetlerini ve heveslerini tanıyan insan, ancak o vakit Yaratan'ını hakkıyla bilebilir,. Unutulmamalıdır ki, nefsin ıslahı zahiri bir gösteriş veya kuru bir riyazetle değil, kalbin tamamen hakikate yönelmesi ve Allah'ın rızasında fani olmasıyla mümkündür.

