Manevi Ölümün Anlamı ve Nefsin Terki
Tasavvufi yolda en temel düsturlardan biri olan "Ölmeden evvel ölünüz" sırrı, bedenin değil, nefsani arzuların ve kötü huyların yok edilmesini ifade eder. Abdülkadir Geylani (k.s.), manevi ölümü şöyle tarif eder: "Nefse uymayı yık, kötü işleri yok et. Hakk'ın emirleri varken halkın buyruğuna koşma… Hak'tan başkasından bir şey umma, bekleme. Hükmü önünde sessiz ol. Bunları yaparsan ölmüş sayılırsın. Bilirsen, asıl dirilik budur.". Bu hakiki bir fenâ (yok oluş) makamıdır. Seçkin kullar (havas) için ölüm, bütün mahlukatı kalpten silmek, şahsi tercih ve iradelerden tamamen vazgeçmektir. Bu mertebeye ulaşan kişi, dünyada bedeniyle dolaşsa da ruhen Hakk'ın huzurundadır ve O'nun iradesiyle hareket eder.
Zahiri Ölüm Korkusunu Aşmak
İnsanların çoğu kabirden ve ölüm meleğinden korkar. Oysa manen ölmüş ve kalbini Allah'a bağlamış bir mümin için zahiri ölüm sadece kısa süreli bir uyku, bir duraklama anıdır,. Çünkü onun için asıl ölüm, Allah'ı anmaktan uzak kaldığı anlardır. Bedensel ölüm geldiğinde, iman sahibi için cennet ve ahiret nimetlerinin perdesi açılır, bu sebeple ölüm sıkıntıları hafifler. Geylani Hazretleri, "Şu anda, ruhun bedeninden çıkmadan önce manevi ölümü bul. Kötülüğünü sabırla öldür; nefsine muhalefet eyle" diyerek, bu zorlu mücahedenin neticesinde ilahi bir diriliğin geleceğini müjdeler. Kendiliğinden ölen kişi, artık fani şeylerden kopmuştur; kabir onun için Hakk'a giden yolun, vuslatın bizzat kendisidir.
Diriliş: Allah İle Hayat Bulmak
Kendi varlığından, iradesinden ve arzularından soyunan (manen ölen) kula, Allah tarafından ebedi ve sonsuz bir hayat bahşedilir,. Bu diriliş, ilahi bir yakınlık duygusudur. İrfan sahibi bu hali bulunca, artık dünyevi üzüntüler, kayıplar veya kazançlar onu etkilemez. Seyyid Ahmed er-Rıfai'nin buyurduğu gibi, "Ölümün ne olduğunu bilmiş olsaydılar, insanlar için ölümün gerçek hayat olduğunu bilirlerdi". Kısacası, maddi arzulara, heveslere ve masivaya (Allah'tan gayrı her şeye) karşı kör ve sağır hale gelmek, kalbin sadece Hakk'ın zikriyle çarpmasını sağlar. Bu yüce makama erenler, dünyada bedenen yaşarken ruhen Rableriyle daimi bir sohbet ve itminan içindedirler.

