Şükrün Mahiyeti ve Kısımları
Allah Teâlâ'nın kullarına bahşettiği sayısız nimete karşı verilmesi gereken en güzel karşılık şükürdür. Şükür, cennet ehlinin sıfatı ve kalbin müşahedeye açılmasıdır,. Kâmil manada şükür üç kısımdan oluşur: Dilin şükrü, azaların şükrü ve kalbin şükrü. Dilin şükrü, "Rabbinin nimetine gelince, işte onu anlat" (Duha,) emrince nimeti ikrar etmektir. Azaların şükrü, bedeni Allah'a itaatte kullanmaktır. Kalbin şükrü ise, sahip olunan her zerrenin "Sizde ne nimet varsa hepsi Allah'tandır" (Nahl,) ayeti sırrınca mutlak Yaratıcı'dan geldiğine kesin bir imanla inanmaktır.
Şükürsüzlüğün Tehlikesi ve İmtihan
Nimetin kıymetini bilmemek ve onu nefse mâl etmek, nimetin elden çıkmasına yahut bir imtihan zincirine dönüşmesine sebep olur. Şeytan, insanları haktan saptırmak için her koldan saldıracağını söylerken, "Sen onların çoğunu şükredenler bulamayacaksın" (A'raf,) diyerek en büyük zaafın şükürsüzlük olacağını itiraf etmiştir. İnsanların çoğu gafil davranarak nimetleri kendilerinden veya vasıta olan mahluklardan bilir; bu durum, kalbin kararmasına ve gizli bir şirke kapı aralar.
Nimeti Değil, Nimeti Vereni Görmek
Gerçek irfan sahiplerinin şükrü, salt nimetin kendisine değil, nimeti verenin Yüce Zât'ına yöneliktir. Ârif bir kul, elindeki nimetlerin kendi çalışmasının veya aklının bir eseri değil, sadece Hakk'ın bir lütfu olduğunu bilir. O, nimet verildiğinde şükrettiği gibi, bir nimet esirgendiğinde de bunun altında yatan ilahi hikmeti sezerek rıza gösterir,. Zira Allah'ın vermemesi dahi, kulunu dünya fitnesinden koruyan gizli bir ihsandır. Kul, varlığını şükürle süsledikçe Allah'a yaklaşır ve manevi derecesi artar,.

