Doğruluğun Kapsamı ve İçi Temizlemek
İslam ahlakının temel direği sıdk, yani doğruluktur. Sıdk sadece dildeki sözlerin gerçekle uyuşması değil, aynı zamanda niyetin, davranışın ve kalbin Hakk'a tam bir sadakatle yönelmesidir. Sıdk makamında bulunan bir kişi, ne geçmiş işlerinden ne de şimdiki hâlinden haber verirken asla yalan söylemez. Allah'ın huzurunda yalandan arınmış bir dil, kalbin de doğru yolda olduğunun en büyük alametidir. Sufiler şu kuralı koymuşlardır: Dil doğru söylerse kalp de doğru olur, dil eğri söylerse kalp de eğri olur. Dolayısıyla hakikate ermek isteyen salikin öncelikle lisanını her türlü abartıdan, hileden ve yalandan arındırması şarttır.
İfadede Sadakat ve Yanlış Anlaşılmayı Önlemek
Sıdkın en yüksek derecelerinden (kemalinden) biri, kişinin konuşurken sadece doğruyu söylemesiyle yetinmemesi, aynı zamanda karşısındakinin yanlış anlamasına mahal verecek bulanık ifadelerden de kaçınmasıdır. Buna "Târiz yapmamak" denir. Târiz, dışarıdan doğru görünse bile dinleyende farklı ve aldatıcı bir izlenim bırakan, gerçeğin aksini hissettiren sözlerdir. Doğruyu söyleyen bir mümin, karşısındakini yanıltacak şekilde laf cambazlığı yapmaz; onun içi neyse dışı da odur. Kalbi dürüst olan insanın sözü, hilesiz, net ve aydınlıktır.
Allah İçin Verilen Sözden Dönmemek
Doğruluğun ve ihlasın en büyük göstergesi, Allah rızası için adanan bir niyetten veya maldan geri adım atmamaktır. Maneviyat büyükleri, Allah için sadaka vermek niyetiyle ayrılan bir malın artık kulun mülkünden çıkıp Hakk'ın himayesine girdiğini kabul ederler. Nitekim altınlarını fakirlere dağıtmak üzere birine teslim eden, ancak o kişi altınları yanlışlıkla geri getirdiğinde "Ben niyetimi Allah için belli ettim, geri almam" diyerek o malı tekrar kabul etmeyen arif kişinin kıssası, sıdkın pratik hayattaki en muazzam yansımasıdır. Eğer bir fakire verilmek üzere ayrılan ekmek o fakire ulaşmazsa, sırf Allah için niyet edildiğinden dolayı o mal geri alınmaz, bir başka muhtaca verilir. İşte sıdk, kalpteki bu tavizsiz sadakattir.

