Tevekkülün Tanımı ve Sırrı
Tevekkül, insanın acziyetini bilerek tüm gücünü ve kuvvetini Allah'a havale etmesidir. Gerçek tevekkül, fani varlıkları ve sebepleri besleyici olarak görmekten vazgeçip, kalbi tamamen Allah'a bağlamaktır. Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ tevekkülü, "Tıpkı bir ölü gibi, Allah'a güvenerek bütün sebep ve tedbirlerden uzak kalmak" olarak tanımlar. "Kim Allah'a tevekkül ederse, O ona kâfidir" (Talak,) ayeti, tevekkülün kalbe verdiği sonsuz huzurun ve ilahi garantinin en açık delilidir,.
Çalışmak ve Tevekkül Dengesi
İslam'da tevekkül, tembellik veya çalışmayı terk etmek anlamına gelmez. İmanın kemale erdiği yolda kul, önce sebeplere sarılır, meşru yollardan rızkını arar; fakat kalbiyle bilmelidir ki rızkı veren çalışması değil, Allah'tır,. Peygamberler de dünyada çalışmış, emek sarf etmiş, ancak sonuçları Allah'a bırakarak tevekkül etmişlerdir. Sebeplere tutunmak bedenin, o sebeplerin Yaratıcısına güvenmek ise kalbin işidir. Kul, işini doğru bir niyetle yaptıktan sonra sonucu Hakk'a teslim ederse, dünyevi endişelerden ve rızık korkusundan kurtulur,.
Sebeplerin Ötesindeki Gerçek Faili Görmek
Tevekkülde zirve, zahiri vasıtaları bir kenara bırakıp her işin ardındaki mutlak iradeyi müşahede etmektir. İmam Gazâlî (kaddese'llâhü sırrahu'l-aziz) bu durumu muazzam bir misalle açıklar: Karınca, kâğıt üzerindeki yazıları görünce 'bunları kalem yazıyor' der; çünkü başını kaldırıp kalemi tutan parmakları, eli, onu hareket ettiren iradeyi ve asıl yaratıcıyı göremez. İnsanların çoğu da olaylara böyle bakar, en yakın sebebe takılıp kalır. Oysa kâmil tevekkül ehli, olayların arkasındaki "Müsebbibü'l-Esbab"ı (sebepleri yaratanı) görür ve kalbini yalnız O'na bağlayarak tam bir teslimiyetle huzur bulur.

