Avamdan Havassa Manevi Geçiş
İslam tasavvufunda inananlar, imanlarının derecesine, ibadetlerindeki ihlasa ve kalplerinin saflığına göre çeşitli mertebelerde bulunurlar. Şeriatın zahiri kurallarını yerine getirmek her müslümanın ilk vazifesidir. Ancak bir kul, ihlasla ibadete devam edip nefsini ve şeytanı mağlup ettiğinde, avam (sıradan halk) tabakasından havass (seçkinler) zümresine doğru manevi bir yürüyüşe geçer. Abdülkadir Geylânî (k.s.), iman nurunun, takva ışığının ve İlahi sevginin kalpte birleşmesiyle insanın hakiki manada "insan" olacağını ve bu aşamadan sonra "Abdâllık" (Bedel) makamının başlayacağını müjdeler. Abdallar, yeryüzünün görünmez manevi direkleridir; onların varlığı sayesinde belalar savuşturulur.
Abdalların Hususiyetleri ve Allah'a Teslimiyet
Abdal vasfını kazanan kâmil veliler, kendi şahsi iradelerinden, dünyevi beklentilerinden ve nefislerinden tamamen soyutlanmışlardır. Onlar, Hakk'ın iradesinde erimiş, adeta bir "ölü" gibi sadece O'nun takdirine boyun eğmişlerdir. "Abdallar bizzat iyilerdir. Seçmelerin seçmesidir. Bunlardan öte kulluk makamı yoktur". Bu büyük zatlar, yapacakları en ufak bir iş için bile önce İslam dininin emrini gözetir, sonra bizzat kalplerine gelen İlahi ilhamı beklerler. Onların yemesi, içmesi ve yürümesi bile kendi hevesleriyle değil, tamamen Allah'ın fiil tecellisi iledir. İnsanlığın yükünü hafifletmek için Allah onlara muazzam bir manevi güç bahşetmiştir.
Kutupluk Makamı: Peygamberin Manevi Halifesi
Abdallık makamını da aşan ve velayetin en zirve noktası kabul edilen makam "Kutbiyet" (Kutub) makamıdır. Geylânî (k.s.), bu mertebeyi "hâllerin sonu" olarak nitelendirir. Bir veli kutubluk hâline eriştiğinde, Allah onunla övünür; onu meleklere, cinlere ve bütün ruhlar âlemine tanıtır. Kutub, adeta Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) manevi veziri ve yeryüzündeki halifesidir. "O, bu hâli ile halkın işlerini üzerine alır. O, bu hâlinde halkın cümlesine muadil imana sahiptir". Yeryüzünün idaresi, manevi adaletin tesisi ve kulların irşadı Allah'ın izniyle bu büyük zatın himmetiyle gerçekleşir.
Şöhretten Kaçış ve Halka Hizmet
Bu muazzam manevi makamlara ulaşan zatların en belirgin özelliği, tevazu ve şöhretten kaçıştır. Onlar keramet göstermekten, insanların dikkatini çekmekten köşe bucak kaçarlar. Zira onların tek gayesi, Yaratan'ın nazarına girmektir, yaratılmışların alkışına değil. Kutub veya Abdal seviyesine erişen bir kul, manevi zenginliğini halkın hizmetine sunar; onların dertlerine derman olur, sapkınlık bataklığından onları çekip çıkarır. Bu seçkinler ordusu olmasaydı, yeryüzünün nizamı bozulur ve insanlık cehaletin karanlığında boğulurdu.

