İbadetin Ruhu Olan İhlas
Bir müminin yaptığı ibadetlerin ve iyiliklerin Allah katında kabul görmesinin tek ve mutlak şartı "ihlas"tır. İhlas, yapılan her işin sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak kastıyla yapılması, içine zerre kadar dünyevi menfaat veya gösteriş (riya) karışmamasıdır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), ihlassız amelin ölü bir ceset gibi olduğunu vurgular: "İhlâsla yapılmayan hiçbir şeyin faydası olmaz; bunu iyice bil… Yaptığın kullukla birlikte ateşte yanacaksın". Riyakârlık, insanın Allah'a değil kendi nefsine ve mahlukata tapmasıdır ki, bu gizli şirkin en tehlikeli türüdür.
Halkın Nazarı ve Şirkin Sinsiliği
Bir işi sırf "insanlar görsün, beğensin, övsün" diye yapan kimse, aslında Yaratıcı'yı bırakıp yaratılmışlara kulluk etmektedir. Geylânî Hazretleri bu şuursuzluğu şöyle deşifre eder: "Yazık, kullar görmesin diye perde arkasına çekiliyorsun. Ama Yaratan'ı gördüğün yok. O'ndan nasıl saklı bir iş tutabilirsin ki?". Allah'ın kendisini her an gördüğünü unutup, sadece fani insanların değerlendirmelerine itibar eden kimse, ahiretini küçük menfaatler uğruna satmış bir ahmaktır. Kulların övmesi ile yermesini bir (eşit) görmeyen kişi, hakiki tevhid makamına ulaşamaz.
Niyeti Düzeltmek ve Hakikate Ermek
Her amelin başı ve özü doğru niyettir. Bir kul, herhangi bir söz söyleyeceğinde veya iş yapacağında önce niyetini Allah için saf hale getirmelidir. "Yaptığın işleri ihlâslı olsun; olmazsa, felah bulamazsın" diyen Geylânî (k.s.), kulun ibadetlerinden bir fayda, makam veya keramet beklentisi içinde dahi olmaması gerektiğini belirtir. Gerçek kulluk (ubudiyet), kulun sadece Allah emrettiği için boyun eğmesi, dünyevi veya uhrevi hiçbir ücret beklememesidir. İhlas zırhını giyen bir müminin kalbine şeytanın ve nefsin vesveseleri asla tesir edemez.

