Dualar ve Zikirler · Haziran 20, 2026

Anne Duası ile Gelen Bereket: Hikmet ve Nasihatlerle Dolu Bir Miras

Anne duası kabul olur mu? Annelerimize karşı görevlerimiz nelerdir? Anne duasının bereketi ve anne duasını almanın önemi… Hakîm Tirmizî Hazretleri gençliğinde ilim öğrenmek için, bulunduğu yer olan Tirmiz’den …

Anne duası kabul olur mu? Annelerimize karşı görevlerimiz nelerdir? Anne duasının bereketi ve anne duasını almanın önemi…

Hakîm Tirmizî Hazretleri gençliğinde ilim öğrenmek için, bulunduğu yer olan Tirmiz’den ayrılıp başka bir yere gitmek için iki arkadaşı ile anlaştılar.

Bu kararı annesine bildirince, annesi çok üzüldü. Oğluna dedi ki:

– Yavrum! Ben zayıf, biçare, yakını ve senden başka yardımcısı olmayan bir kimseyim. Üstelik hastayım. Benim bütün hizmetlerimi sen yapıyorsun. Beni yalnız, çaresiz kime bırakıp gidiyorsun?

Annesinin bu sözü ona çok te’sir etti. Bir taraftan ilim öğrenme arzusu, diğer taraftan ana hakkı kendini zor durumda bıraktı. Sonunda ana hakkının önemini düşünerek, ilim tahsiline gitmekten vazgeçti. Durumu arkadaşlarına bildirerek, onlarla beraber gelemeyeceğini söyledi.

Arkadaşları şehirden ayrılıp ilim tahsiline gittiler. Onlardan ayrı düşüp ilim tahsilinden mahrum kalmasına çok üzülüyordu. Aradan epey zaman geçmesine rağmen, ilim öğrenme arzusunu içinden bir türlü atamadı. Yalnız kaldığı zamanlarda bir kenara çekilir, uzun uzun bu üzüntü sebebiyle ağlardı. Bu halini gören annesi:

Allah Teala inşallah seni bu arzuna kavuşturur.” diye dua ederdi.

Bir gün mezarlıkta oturmuş ağlıyor, hem de kendi kendine:

– Benim halim ne olacak, arkadaşlarım ilim tahsil etmeğe gittiler, gerekli ilmi öğrenecekler. Ben ise, burada cahil kaldım. Benim halim ne olacak? diyordu. Bu halde iken aniden yanma nur yüzlü, tatlı sözlü bir ihtiyar çıkageldi.

– Yavrum! Sen derdini anlatırsan sana yardımcı olabilirim, niçin böyle ağlıyorsun? dedi.

Hakîm Tirmizî Hazretleri, başından geçenleri uzun uzun o zata anlattı. Sonunda:

– İşte ağlamamın sebebi budur.” dedi. O zat:

– Kısa zamanda, o iki arkadaşının ilminden daha fazla bir ilme sahip olman için, her gün gelip, sana ders vermemi ister misin? dedi. Hakîm Tirmizî Hazretleri sevinç içinde:

– Tabii isterim.” cevabım verdi.

Bu hadiseden sonra, bu nur yüzlü zat her gün gelip kendisine ders verdi. Ders verme işi üç yıl devam etti.

Üç yıl sonra bu zatın Hazreti Hızır olduğunu anladı. Bunun üzerine buyurdu ki:

– Bu büyük ni’mete annemin rızasını almam ve onun duasına mazhar olmam bereketiyle kavuştum.”

Bundan sonra da her pazartesi gecesi Hazreti Hızır gelir, manevî hallerinin noksanlıklarını tamamlardı.

ANNE DUASI (Abdüllatif Uyan)

Ziyaeddin Nahşebi, devrinin evliyası

Sohbeti temizlerdi, kalplerden kiri, pası.

Güler yüz, tatlı dili, meşhurdu halk içinde

Gece gündüz çalışır, dîne hizmet içinde

Öyle fazla dualar, aldı ki annesinden

Ellerini öpmeden, çıkmazdı hanesinden

Bir günde ayağının altını öptü onun

Annesi bunu görüp, dedi (Ne yapıyorsun?)

Ve öyle içten dua etti ki bu oğluna

İşte ne oldu ise, o anda oldu O’na.

Kendisi buyurur ki: (Kavuştuğum her nimet,

Annemin duasıyla, erişti bana elbet)

Sohbet ediyor iken, bir gün sevdikleriyle

Kelime-i tevhidi, okudu öncelikle.

Buyurdu: (Kardeşlerim, işbu kelime var ya,

Biz bunun sayesinde, geldik hep bir araya.

Bilcümle Peygamberler, sahabe ve tabiîn

Uğraşıp çile çekti, hep bu kelime için,

Sonra gelen binlerce büyük alim, velîler

Bu kelime uğruna canlarını verdiler.

Cennete girmek için nihayet ahirette

Yine bu kelimeyle, mümkün olur elbette.

Öyle çok üstünlüğü, var ki bu kelimenin

Hatta bir kefesine konsa bu terazinin.

Diğer kefe, cümle günahlarla dolsa tam

Buna rağmen yine de, ağır geldi bu kelam)

Bir gün buyurdu ki: (Bu dîne hizmet için

Çalışırken kalbini, kırmayın hiç kimsenin

Kafirin kalbini de, kırmak yoktur bu dinde,

Bu çok fena bir iştir, Hak Teala indinde.

Nazik kibar olmağa gayret edin her zaman

Kaçının titizlikle, kavga, münakaşadan.

Zira bunun sebebi, kibir ile öfkedir.

Bunlar ise insanın, asıl felaketidir.

BİR ANNE DUASININ BEREKETİ İLE…

Geredeli bir komşumuz vardı. Orta halli bir esnaftı. İki ailesi vardı. Geceleri sabaha kadar içki içer, sa-bana kadar bir kenara sızardı. Namaz-niyaz, oruç gibi ibadetlerden mahrumdu. Kimseye faidesi dokunmaz, herkesin nefretin! kazanmıştı.

İlk ailesi tesettürlü, vakarlı, herkesin itibar ettiği mütevazi bir hanım efendi idi. İkinci karışı ise, kaba saba, hayasızca kocasının içki sofrasın) severek hazırlayan bir kadındı. O zamanki tabirle bir Tango idi.

Bu adam, ilk iffetli karışım küçümser, daima onu tahkir eder, hatta bazan dövdüğü olurdu. Bilhassa kabak çiçeği gibi açılmasım-saçılmasım ister, bu da olmayınca ona karşı husumeti artardı.

Nihayet bu eza ve tahkirlere tahammül edemeyen, o sabırlı, tertemiz, İslamî vasıflarla temayüz eden, bütün civarın kendisini sevdiği, hürmet gösterdiği nezaketi ve her hareketi ile İstanbul hanımefendisin-den ayrıldı, (hakikatte adam mı boşadı, yoksa kadıncağız ailesinin evine mi döndü orasını bilemiyorum.)

Bu bahsettiğimiz kimsenin Allah’ın mahluku olan bütün insanlara iyi, kötü demeyip ayırt etmeden şefkat nazarı ile bakan saliha bir annesi vardı. Her şeyin, Allah Teala hazretlerine iltica, dua yoluyla sonuçlanacağım bilenlerdendi. Ağzından bir defa olsun kötü söz çıkmazdı. Tekrar ettiği dua şu olurdu:

Ya Rab! Yunus’umun bir defa olsun Cuma namazına gittiğini bana göster!”

Zaman geldi, Rabia-i Adviyye meşrebinde olan bu yaşlı hatun oğlunun istikbaldeki halini göremeden Rabbine kavuştu. Annesinin vefatı, Allah’ın nusreti ile oğlunda öyle bir değişiklik meydana getirdi ki, kısa bir zamanda onun o kötü hal ve görüşleri birden bire hakikat yoluna yöneldi.

ALLAH RIZASI İÇİN KULLANILAN DİL

Cesette bir çiğnem et vardır. O salih olursa bütün ceset salih olur. O da kaibdir, buyurulmuştur. Dil de kalbin tercümanı olduğuna göre, dilin vazifesi çok mühimdir. Bütün sürçmeler hatalar, günahlar onunla işlenildiği gibi bütün iyilikler sevaplar, gönül almalar hep onunla elde edilir.

Dil’in afetlerinden sakınılmalıdır. Dil hüsn ü is-ti’mal edilip de Allah’ın rızası yolunda kullanılırsa baha biçilmez ne güzel bir uzuvdur. Allah Teala’nın has kulları bu hususa çok dikkat ederler.

Bilhassa beddua etmekten sakınmalıdır. Bazı kadınlar, ağızlarında sakız gibi bu kötü hali itiyat edinmişlerdir, sebepli sebepsiz her şeye bilhassa oğullarına kızlarına beddua ederler. Bu ne çirkin bir alışkanlıktır. Halbuki bilmezler ki, o hatalı söz döner dolaşır kendilerine isabet eder, bu yüzden dert ve sıkıntılannın sonu gelmez.

Bahsi geçen Yunus Bey’in muhterem annesi, oğlunun o kötü haline dayanamayıp beddua etse idi belki onun o kötü hali daha da beter olurdu. Halbuki maneviyatlı olgun kadın, gece gündüz oğlunun selahı için dua etti ve semeresini gördü. Çünkü ısrarla ve samimiyetle yapılan duanın kabul edileceğin! biliyordu. İnsanoğlu anne duası bereketiyle ne halden ne hale geliyor, teemmül edelim. Çünkü Allah Teala her şeye kadirdir.

ANNELERİMİZE KARŞI GÖREVLERİMİZ

İbrahim Hakkı Erzurumî Hazretleri buyurmuştur ki:

Ey aziz! Edep ehli demişlerdir ki, babası ve anası hayatta olan kimsenin, onlara karşı olan edebi ve sohbetlerindeki şartı 15’tir:

  1. Sözlerini dinlemek.
  2. Emir ve isteklerini yerine getirmek.
  3. Ondan izinsiz oturmamak.
  4. Onlar içeri girince ayağa kalkmak.
  5. Yolda onların önünden yürümemek.
  6. Sesini onların sesinden yüksek yapmamak.
  7. Onları, isimleri ile çağırmamak.
  8. Çağırdıklarında, gidip buyurun demek.
  9. Hizmetlerini çabuk görmek.
  10. Rızalarım almakta gayretli ve haris olmak.
  11. Hürmet etmek.
  12. Onlara, yaptığın iyilikleri söylememek, başlama kakmamak.
  13. Onlara hiddetle bakmamak.
  14. Yüzlerine karşı yüzünü ekşitmeyip, güler yüzle ve tatlı sözle gönüllerini almak.
  15. Emir ve izinleri olmadıkça gurbete, sefere gitmeyip, yanlarında kalmaktır.

Gavsulazam kutburrabbani Muhammed Bahaeddin Nakşibend Hazretlerinin şöyle bir vasiyetleri varmış. Buyurmuşlar ki:

– Benim kabrimi ziyaret etmek isteyenler, evvela annemin kabrini ziyaret etsinler, sonra da benimkini.”

Geçen sene Özbekistan’a giden bazı dostlarımız bu vasiyeye uyarak evvela bu şerefli validemizin mezarım ziyaret ettikten sonra Bahaeddin Hazretlerinin kabrine dönmüşlerdir.

ANALIK (Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan)

Gazetelerden birinde okuduğum bir yazı, beni son derece duygulandırdı:

Bir kedi, yavrularım emzirirken memesine yapışı? Sütunu emen yavru fareye hiç ilişmemiş, onu dakikalarca emzirmiş.

Kedi gözlerimin önüne geldi. Beyaz pamuk gibi göğsünü açmış, gurur, feragat ve asaletle yavrularım emzirirken, mini mini bir fare, belki daha gözleri açılmamış kedi yavrularının, biri birinin üzerine tırmanırken boş bıraktıkları bir memeye yapışıyor…

O fare yavrusunu derhal parçalayıp yutmak, uzvi-yetine geçirip taze süt halinde yavrularına ikram etmek ne zevkli bir şey! Fakat hayır, o şimdi kedi değil, anadır.

O pamuk gibi göğsünde gözleri yumulu yavrularına hayat sunarken, hilkatin mini mini pembe memelerine verdiği nimeti mukaddes bir alicenaplıkla can düşmanından esirgemeyen, belki onu şefkatle yalayan aziz ana!

Anladım ki, analık, can verici bir rahmet halinde serpilmeğe başladı mı? Uzviyetin bütün kasırgaları ve tufanları siner, susar.