Dünün Bitişi ve Yarına Çıkma Garantisinin Olmayışı
İnsan psikolojisini en çok yıpratan iki büyük maraz; geçmişte yapılan hataların depresyonuna girmek ve gelecekte ne olacağının kaygısıyla titremektir. İslam'ın zaman tasavvurunda (İbnü'l Vakt felsefesinde) ise, asıl ve tek sermaye, nefes alıp verdiğimiz "şu andır". Geylânî (k.s.), manevi uyanışın bu sarsılmaz kuralını şöyle özetler: "Dün geçip gitti, iyiliğine ve kötülüğüne dair olan şeyler orada kaldı… Yarına çıkıp çıkmayacağını da bilemezsin. O hâlde sen, bugünün adamısın". Dünü düzeltmek mümkün değildir (ancak tevbe edilir), yarın ise bir vehimdir. Elimizde olan tek gerçeklik, içinden geçtiğimiz şu anı Allah'ın rızasına uygun yaşamaktır.
Hayatı Son Gün Şuuruyla Yaşamak
Ahirete iman eden bir mümin, her namazını veda namazıymış gibi kılar, karşılaştığı her insana belki bir daha göremem niyetiyle muamele eder. "Şu günün, ömrün için son gün olduğunu bil. İşlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter". Ölümün her an gelebileceğini idrak eden kişi, dünya malı için hırs yapmaz, insanlara kin gütmek için vakit bulamaz. O bilir ki, "Belki de yarın yeryüzünden ismin silinir; cismin zemine geçer". Bu yüzden ömür sermayesini ahiret yurdunu inşa etmeye harcar.
Geçmiş Hataların Muhasebesi ve Geleceği Allah'a Bırakmak
Geçmiş hatalara takılıp ümitsizliğe düşmek şeytanın bir oyunudur. Kâmil mümin, "Bugün kitabınızı fikir dilinizle okuyunuz. Kötülüğü görürseniz tevbe ediniz. İyilik bulursanız şükre koyulunuz" düsturuyla hareket eder. Geçmişi tevbeyle temizler, geleceğin rızık ve ecel endişesini ise mutlak Rezzak ve Hâlık olan Allah'ın o sonsuz kudret eline bırakır. Sadece "bugünün adamı" olmayı başaranlar, zamanın yıpratıcı çarkından kurtulup manevi bir ebediyet hissine dünyadayken kavuşurlar.

