Dünyanın Bir Oyuncak Mesabesinde Olması
Dünya hayatının şan, şöhret, para ve makam gibi cazip görünen unsurları, aslında hakikat ehlinin nazarında değersiz birer çocuk oyuncağından farksızdır. İnsanlar, ebedi bir cenneti ve Allah'ın rızasını bırakıp bu sahte süslere aldanırlar. Abdülkadir Geylânî (k.s.), insanın bu gafletini küçük bir çocuğun idrakiyle açıklar: "Yavru, eline geçen bir şeyin para edeceğini anlarsa babasını bırakır… Onun için oyuncak babadan önemli sayılır". Nasıl ki bir çocuk, kendisine uzatılan pırlanta yerine parlak bir cam bilyeyi seçer ve o bilyeyle oynarken babasını (kendisini koruyan asıl gücü) unutursa, gafil insan da dünyanın geçici lezzetleriyle oyalanırken Rabbini unutur.
Değerleri Öğretip Varlığı Hakk'a Ayırmak
Bir ebeveynin çocuğuna yapacağı en büyük iyilik, ona eşyanın hakiki değerini öğretmektir. Geylânî Hazretleri, "Yavruna her şeyin değerini öğret; sonra ondan ayrıl. Nefsini al, Rabbinle meşgul ol" diyerek, dünya hayatındaki sorumlulukların yerine getirildikten sonra kalbin mutlaka serbest bırakılması gerektiğini vurgular. Bir oyuncak hükmünü taşıyan dünyaya kalbi bağlamak, akıl sahibi bir mümine yakışmaz. Aileye, işe ve dünyaya sadece bir emanet nazarıyla bakılmalı, kalbin asıl tahtına yalnız Allah sevgisi oturtulmalıdır.
Gerçek Akıl Sahiplerinin İstiğnası
Dünya malı için kavga eden, kul hakkı yiyen ve birbirini ezen insanlar, aslında bir avuç cam kırığı için savaşan çocuklardan farksızdır. İrfan sahibi bir mümin, dünyanın bu sahte ziynetlerine tenezzül etmez. "Cıncık boncuk, kadınlara, mümeyyiz olmayan yavrulara yaraşır; aklı başında olan erkekler onları neyler ki?" diyen Geylânî (k.s.), rical-i maneviyatın (manevi erlerin) sadece sonsuzluk yurdu olan Ahirete ve Hakk'ın didarına talip olduklarını belirtir. Oyuncakları elinden atanlar, Ebedi Şah'ın has meclisine kabul edilirler.

