Tasavvuf Klasikleri · Haziran 20, 2026

Değirmen Devesi Gibi Yerinde Saymak: Manevi İlerlemenin Engelleri

Kısır Döngüde Geçen Ömürler Pek çok insan, yıllar boyu namaz kılar, oruç tutar, zikir meclislerine katılır ancak manevi ahlakında zerre kadar bir ilerleme kaydedemez. Yıllar geçer, fakat o hâlâ aynı hırsın, aynı kibrin …

Kısır Döngüde Geçen Ömürler

Pek çok insan, yıllar boyu namaz kılar, oruç tutar, zikir meclislerine katılır ancak manevi ahlakında zerre kadar bir ilerleme kaydedemez. Yıllar geçer, fakat o hâlâ aynı hırsın, aynı kibrin ve aynı dedikodunun esiridir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu ruhsal durgunluğu, gözleri bağlanmış ve sabahtan akşama kadar aynı taşın etrafında dönüp duran bir hayvana benzeterek şöyle der: "Değirmen devesine benzersin. Mihverini aşmadan orada dur bakalım; sonun ne olacak?..". Şeklî ibadetlerin ekseninde dönüp duran, ancak kalbini masivadan (dünya sevgisinden) kurtarıp Hakka doğru tek bir adım atamayan kişi, sadece kendini yormaktadır.

İki Âlem Arasında Sıkışıp Kalmak

Karar verememek ve dünyayı bırakıp bütünüyle Hakk'a teslim olamamak, insanın manevi enerjisini tüketir. Geylânî Hazretleri, "Dünya ile âhiret arasında bir et parçası hâlinde kalmışsın" diyerek, bu iki arada bir derede kalmış ruhların acınası hâlini tasvir eder. Dünyevi beklentilerini tamamen silemediği için tam bir tevekküle eremeyen, ahireti de tam arzulayamadığı için ihlası bulamayan bu kişi, manevi bir felç (kötürümlük) yaşamaktadır. Mihveri aşmak, yani bu kısır döngüyü kırmak, ancak radikal bir kalbî dönüşle, fani olan her şeyi bir anda elden ve dilden bırakmakla mümkündür.

Dirilmek İçin Bir Tabip Bulmak

Değirmen devesi gibi yerinde sayan bir ruhun, kendi başına o zincirleri kırması neredeyse imkânsızdır. Basiret gözü körleşmiş, Hak'tan uzaklaşmış bir kimsenin elinden tutacak bir rehbere ihtiyacı vardır. Geylânî (k.s.), "Seni duası ile diriltecek gerçek ere ihtiyacın var" buyurarak, kâmil bir mürşidin himmetine sığınılması gerektiğini hatırlatır. O gerçek erler (kâmil mürşitler), müridin gözündeki bağı çözer, onu o dar eksenden çıkarır ve doğrudan İlahi marifet okyanusuna uçmasını sağlarlar.