Tasavvuf Klasikleri · Haziran 20, 2026

Duada Edeb: İstemekten Geçip Hakk’ın Zikrinde Kaybolmak

Duanın Kulluktaki Zorunlu Yeri Dua, aciz ve fani olan insanın, sonsuz kudret sahibi Yaratıcısına açtığı manevi bir pencere ve en güçlü sığınaktır. Geylânî (k.s.), dünyanın keder zindanında boğulmak üzere olan ruhların …

Duanın Kulluktaki Zorunlu Yeri

Dua, aciz ve fani olan insanın, sonsuz kudret sahibi Yaratıcısına açtığı manevi bir pencere ve en güçlü sığınaktır. Geylânî (k.s.), dünyanın keder zindanında boğulmak üzere olan ruhların ancak dua vasıtasıyla kurtuluş ümidi taşıyabileceğini, "Dua, batan kişi için bir nefestir; zindan ehli için bir pencere hükmünü taşır" diyerek ifade eder. Ancak tasavvuf ahlakında duanın asıl gayesi, sürekli dünyevi ihtiyaçların listesini sunmaktan ziyade, Allah ile beraber olma lezzetini tatmak ve O'nu zikretmektir.

Zikrin Duadan Üstünlüğü ve Sükûnet

Kâmil müminler, kendi dertlerini unutup tamamen Rablerinin zikrine daldıklarında, Allah onların dile getiremediği arzularını dahi fazlasıyla yerine getirir. Geylânî Hazretleri, bu yüce makamı şu kudsî hadisle müjdeler: "Benden bir şey istemeden benim zikrimle meşgul olan kimseye, isteyenlerden daha fazlasını veririm", 16. Duada acele etmek, hırs göstermek, Allah'a ne yapacağını dikte edercesine ısrarcı olmak ve bağırıp çağırmak, ilahi huzurun edebine yakışmaz. Zira Hak Teâlâ, "Rabbinize tazarru ve sessizlik içinde duâ ediniz; o haddi aşanları sevmez" buyurarak teslimiyeti emreder.