İki Elin Arasından Sıyrılıp Mevlâ'ya Yönelmek
İnsanın manevi yolculuğunda gaye sadece cehennemden kurtulup cennete (ahirete) girmekle sınırlı kalmamalı, doğrudan "Mevlâ'nın Zâtını" bulmak olmalıdır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu eşsiz terk makamını şöyle tasvir eder: "Bir eline dünyayı, öbür eline de âhireti al. İkisini yanyana getir. Bir yere yerleştir. Aralarından çık. Mevlâna yönel. Tek olarak Hakka yönel". Bir derviş, dünyevi malı mülkü de, ahiretteki hurileri ve köşkleri de kalbinden çıkarıp, her ikisini de ellerinden bıraktığında, geriye sadece mutlak ve ebedi olan Yaratıcı ile baş başa kalmak kalır. Hakiki tevhid, Yaratıcıyı yaratılmış her şeyin üstünde tutmaktır.
Payları Hak Sahiplerine Dağıtmak
Mevlâ'ya yönelip masivadan (O'ndan gayrı her şeyden) soyunan kul, daha sonra bu terk ettiği şeyleri en adil biçimde ait oldukları yerlere teslim eder. "Dünyayı nefsine ver. Âhireti kalbine koy, Mevlâyı da sırrında sakla". Dünyalık olan meşru ihtiyaçlar, ibadete kuvvet bulsun diye sadece bedene (nefse) verilir; ahiretin güzellikleri kalbin bir ümidi olarak kalır. Fakat insanın asıl özü, en derin varlığı olan "sır"rı, yalnızca ve bütünüyle Allah'a tahsis edilir.
Sonsuz Hazineye Ermek
Sırrını Allah ile dolduran ve O'ndan başka hiçbir emeli kalmayan mümin, yeryüzündeki en hür ve en zengin insan hâline gelir. "Bunları yapabildiğin an, tükenmez hâzineye erersin, sonsuz hazine dedikleri budur… Oraya erersen ölmek senin için muhal sayılır". Fani arzularını bir kenara koyup doğrudan Baki olanı hedefleyenler, daha bu dünyadayken ebediyet (bekâ) yurduna adım atmış olurlar ve sahte ilahların esaretinden tamamen kurtulurlar.

