İlahi İrade Karşısında Yok Olmak (Fena)
Tasavvufta manevi tekâmülün zirvesi, kulun kendi cüzi iradesini, bencil arzularını ve itirazlarını tamamen terk edip, Allah'ın kaza ve kaderi önünde tam bir teslimiyet (rıza) göstermesidir. Geylânî (k.s.), bu mutlak teslimiyet hâlini şu eşsiz benzetmeyle ifade eder: "Süt annenin elindeki bebek, gassâl (ölü yıkayıcı) elindeki meyyit, sapanın ucundaki top gibi olur". Ölü bir bedenin, kendisini yıkayan ve çeviren kişiye karşı hiçbir itirazı, direnci veya "Beni neden sağa çevirdin?" deme hakkı yoktur. İşte kâmil mümin de, başına gelen hastalık, yoksulluk, acı veya sevinç karşısında Hakk'ın takdirine aynı "ölü" gibi itirazsız ve sessiz bir şekilde boyun eğer.
Kader Yıkayıcısının Elindeki Sükûnet
İradesini Allah'a bağlayanları, "Kader yıkayıcısı onları bir sağa, bir de sola çevirir". Bu yüce makama (Rıza makamına) ulaşan kul, fırtınaların ve musibetlerin içinde bile muazzam bir sükûnet bulur. Kendisini "Gassalın elindeki ölü" kılan kimse, o ölümsüz hayatı (Bekâbillah) bulur; kendi şerrinden emin olur ve "hayrın kabı, sevinç ve mutluluğun kaynağı; emniyet ve sükûnun ışığı hâline" gelir. Kendi mevhum gücünden vazgeçmeyen ve kaderle savaşan kişi ise, sadece dünyevi yorgunluğunu ve ahiret azabını artırmış olur.

