Heva ve Hevesin Aldatıcı Yüzü
İnsanın yaratılışında var olan nefis, sürekli olarak geçici zevkleri, bencil arzuları ve ilahi sınırları aşmayı talep eder. Tasavvuf dilinde buna "heva ve heves" veya insanın "kötü tabiatı" denir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), insanı esir alan bu karanlık gücü şiddetle uyararak şöyle der: "Ey heves düşkünü, gafleti bırak!.. Tabiî arzularını yen." Heva, dışarıdan bakıldığında tatlı ve cazip görünür; haramlar ve nefsani zevkler insana hoş gelir. Fakat bu geçici lezzetler yutulduğunda, kalbi zehirleyen, iradeyi çürüten ve insanı hayvani bir seviyeye indiren ölümcül birer prangadır. Duygularıyla ve hevesleriyle hareket eden kişi, aklını ve imanın rehberliğini kaybetmiş demektir.
Tabiat Sınırlarını İlahi Emirlerle Yıkmak
İnsanın doğuştan getirdiği bencil eğilimleri (tabiatını) kırıp aşabilmesi, ancak İslâm'ın emir ve yasaklarına sıkı sıkıya sarılmasıyla mümkündür. Geylânî Hazretleri, "İslâm dininde yapılması bildirilen işleri ele al ve yap. Yasakları bir yana at ve onlardan kaç." emriyle, şeriatın nefsi terbiye eden en güçlü kalkan olduğunu belirtir. İnsan, içinden gelen öfkeyi, hırsı veya şehveti aklın ve dinin terazisinde tartmalı, eğer şeriata aykırıysa ona anında savaş açmalıdır. Alışkanlıkları ve hoşa giden şeyleri bırakmak (riyazet), nefsin belini kıran ve hevanın zindan duvarlarını yıkan tek yoldur.
Gerçek Hürriyet ve İlahi Huzur
Kendi heva ve hevesine kul olan kişi özgür olduğunu zannederken, aslında en bayağı arzuların kölesidir. Hakiki hürriyet, tüm nefsani zincirleri kırıp sadece ve mutlak olan Allah'a kul olmaktır. "Hevânı yok etmek ve nefsini zayıf düşürmek için yapılan bu amel… Arzu ettiğin her şeyi bulursun." sırrınca, kötü tabiatından sıyrılan insan, meleklerin bile gıpta ettiği ulvi bir mertebeye yükselir. Heva rüzgârları dindiğinde kalp okyanusu sükunete erer. Artık dünyevi kayıplar onu sarsmaz, sahte hazlar onu yoldan çıkarmaz. Nefsin esaretinden kurtulan kul, ilahi iradenin sarsılmaz güvenliğine kavuşur ve ebedi huzuru bulur.

