İçsel Keşiflerin Güvenilirliği
Tasavvuf yolunda mesafe kat eden sâlik (yolcu), zaman zaman kalbinde bazı ilhamlar, hisler veya rüyalar (varidat) tecrübe etmeye başlar. Ancak bu hislerin gerçekten Rahmani (Allah'tan) mi, yoksa şeytani veya nefsani mi olduğunu ayırt etmek hayati bir önem taşır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), manevi yoldaki bu tehlikeli geçidi aşmak için "iki ayna" kuralını koyar. Kul, önce "dıştan yaptığı işleri dinî hükümlere göre ayarlar, o aynada görür". Yani, kalbine gelen his, İslam şeriatının helal ve haramlarına uygun mu diye Şeriat (Kur'an ve Sünnet) aynasına bakar.
İlim Aynasına Arz Etmek
Eğer gelen ilham Şeriat aynasından onay alırsa, sâlik "iç âlemini ise ilim aynasına arz eder, kalbini ona göre işe koşar". Burada kastedilen ilim, marifetullahtır (Hakkı bilme ilmi) ve ihlas terazisidir. O işin nefsin gizli bir kibrini mi okşadığı, yoksa sırf Allah rızası için mi olduğu tartılır. Hem zahiri dinin kurallarına hem de batıni ilmin ihlasına uygun olan bir ilham, gerçek bir hidayet ışığıdır. Dışta Şeriat, içte Hakikat aynası birbiriyle tam bir uyum içinde olmalıdır.
Şahın Katına Çıkış İzni
Bu iki ayna birbirini tasdik etmediği sürece, salikin o ilhamla amel etmesi manevi intihardır. "Şayet, iki aynanın biri gerçeğe uyar, öbürü uymazsa şahın katına alınmaz". Örneğin, kalbe "sen artık çok yüce bir makamdasın, namaz kılmana gerek yok" gibi bir fısıltı gelirse, bu his iç aynada tatlı görünse de Şeriat aynasında paramparça olur; dolayısıyla bu, şeytanın bir tuzağıdır. İki aynanın tasdikinden geçmeyen hiçbir keşfi kabul etmeyen muttaki kul, yalpalamadan, zındıklığa düşmeden en güvenli şekilde Şah'ın (Hakk'ın) has huzuruna kabul edilir.

