Dünyanın Bir İmtihan Yurdu Olması
İslamiyet'e göre dünya hayatı, rahat ve zevk için değil, çetin imtihanlarla olgunlaşmak için tasarlanmıştır. Müminin hayatında karşılaştığı darlıklar, hastalıklar ve acılar, aslında Allah'ın onu kendi Zâtına yaklaştırmak için kullandığı birer manevi terbiye aracıdır. Geylânî Hazretleri, bu gerçeği çok net ifade eder: "İçinde bulunduğunuz dünya, âfet ve musibet doludur… Arkasına belâyı saklamayan iyilik bulunmaz". Allah yolcuları daima iptilaya uğrar ve sabrettikleri için Allah katında dereceleri kat kat artar. Musibetler, altını bakırdan ayıran ateş gibi, müminin iman kalitesini ortaya çıkarır.
Şikayeti Terk Etmek ve Külfeti Nimete Dönüştürmek
Başa gelen bir felaket anında kullara dert yanmak, feryat etmek ve kadere isyan etmek, imanın zayıflığına ve Allah'ı yaratılmışlara şikâyet etme edepsizliğine işarettir. "Bela geldiği zaman sabırlı olmak, ilmin faziletini belirtir. Bir darlık anında yüzün bile buruşmamalı. Hakk'ı halka kesme" buyuran Geylânî (k.s.), kâmil bir müminin her türlü darlıkta vakarını ve sükûnetini koruması gerektiğini belirtir. Eğer kul, "Allah bana bir bela verirse O'na kızma, ibadet et, kendiliğinden gitmesini bekle" sırrına ererse, o bela onun için bir azap olmaktan çıkar, ruhu yıkayan bir şifaya dönüşür.
Sabrın Getirdiği Yüce Mertebeler
Sıkıntılara isyan etmeden sabredenler, nihayetinde ilahi lütfun en yüksek mertebelerine ulaşırlar. Nasıl ki Yusuf Peygamber kuyuya atılmaya, iftiraya ve zindana sabrederek Mısır'a sultan olduysa, sabreden her mümin de manevi bir saltanata kavuşur. "Sabır, yardımı çağırır; insanı yükseltir. İnsanı aziz kılar" kuralı, karanlık gecelerin ardından mutlaka aydınlık bir sabahın geleceğini müjdeler. Musibet karşısında dişini sıkan ve Rabbine küsmeyen kul, dünya imtihanını başarıyla vererek, ebedi cennetin kapılarını sonuna kadar aralar.

