Kalp Yalnızca Allah'ın Nazargâhıdır
İnsanın kalbi, kâinatta Yüce Allah'ın tecelli etmeyi en çok sevdiği, Kendi nazargâhı (bakış yeri) olarak yarattığı yegâne mekândır. Bu yüzden İslam ahlakında ve tasavvufi derinlikte, kalpte Allah'tan başka hiçbir şeye (masivaya) mutlak bir sevgi beslenmesine müsaade edilmez. Abdülkadir Geylânî (k.s.), Allah'ın çok "Gayûr" (kıskanç) olduğunu ve Kendisi için yarattığı bir kalbin, fani varlıklara, mal-mülke veya mevkiye kul olmasını asla hoş karşılamadığını belirtir. Kul, bir faniye veya dünya menfaatine aşırı derecede bağlandığında, o sahte sevgi kalbi işgal eden bir puta dönüşür. Hak Teâlâ, kendi hakkı olan sevgiyi çalan bu putları kırmak için "İlahi kıskançlık" (Gayret-i İlahiye) ile müdahale eder.
Sevilen Kulun Dünyadan Mahrum Bırakılması
Eğer Allah bir kulunu seviyor ve onu Kendi manevi yakınlığına seçmişse, o kulun dünyevi hazlara tam manasıyla dalmasına izin vermez. "O, sevdiği kulları dünyaya emanet etmez ve ona ısmarlamaz". Sevdiği kulun kalbinde dünya hırsı filizlenmeye başladığında, Allah derhal bir bela, hastalık veya kayıp göndererek o hırsı kökünden söker atar. Geylânî Hazretleri, Musa Peygamber'in (a.s.) annesinin dışındaki hiçbir kadının sütünü emmemesi olayına atıfta bulunarak, "Biz ona, bundan önce bütün memeleri haram etmiştik" (Kasas, 12) ayetinin tasavvufi sırrını açıklar: Allah'ı tam seven kulun kalbine, O'ndan gayri bütün varlıkların şefkati ve lezzeti manen haram kılınır. İlahi gayret, kulun kalbine sahte sevgilerin girmesine böyle set çeker.
Kırılan Putlar ve Uyanış
Hak Teâlâ, sevdiği kulunun kalbini sadece Kendisine tahsis etmek için onu sıkıntılarla yoğurur. "Gayret-i ilâhiye beni bütün kötülükten korudu" diyen Geylânî (k.s.), insanın başına gelen kayıpların ve üzüntülerin aslında onu büyük bir felaketten (şirkten) kurtaran ilahi bir şefkat tokadı olduğunu vurgular. Kul, dayandığı ve güvendiği insanların, malların veya makamların kendisini terk ettiğini gördüğünde, kalbindeki sahte putlar yıkılır. O zaman çaresizlikle gerçek Yaratıcısına yönelir ve "Ya Rabbi, Senden başka sığınağım yok" diyerek asıl vuslata erer.
Saflaşmış Sevginin Mükâfatı
Kalp, dünyevi beklentilerden, halkın övgüsünden ve şeytani arzullardan tamamen temizlenip sadece Hakk'ın sevgisiyle dolduğunda, kul tarifsiz bir huzura kavuşur. "Allah Teâlâ zâtını seveni bir lahza bile dünyaya bırakmaz… Onların kalbi, ebedî O'nu anar ve O'nun önünde hazır olur". Yalnızca Allah'ı seven bir mümin, kâinattaki tüm yaratılmışları da sadece "O'nun eserleri" oldukları için sever. Bu saflaşmış sevgi, insanı dünyadaki geçici ayrılık acılarından kurtarır ve onu, Allah'ın her an kendisiyle beraber olduğu eşsiz bir güvenliğe (ünsiyet makamına) taşır.

