Sahte Sevgilerden ve Beklentilerden Arınmak
Tasavvuf yolculuğu, kalbi dünyevi arzilerden temizleme ve mutlak Bir'e (Allah'a) tahsis etme sürecidir. Sıradan bir inanan günahlardan kaçıp sadece cennet nimetlerini arzular; ancak kâmil bir Hak aşığı için cennet dahi asıl gaye değildir. Geylânî Hazretleri, gerçek aşkın ulaştığı bu zirveyi şu yakarışla öğretir: "Nefis, mal, cennet senin olsun. Zatından gayri şeyler de senin olsun; bize Zâtını ver. Başkasını istemiyoruz". İbadetlerindeki tek amacı ahirette köşkler elde etmek olan kişi, hâlâ nefsinin menfaati peşinde koşuyor demektir.
Sarayı Değil Padişahı Dilemek
Bir misafir, davet edildiği sarayda ev sahibinin yüzüne bakmak yerine duvarlardaki süslerle veya yemeklerle meşgul olursa, büyük bir saygısızlık etmiş olur. Tıpkı bunun gibi, Allah'ın cemalini müşahede etmeyi bırakıp sadece cennetin hurilerine ve ırmaklarına odaklanmak, İlahi muhabbetin özüne zıttır. "Bize ev verirsin, içinde Sen olmayınca neyleriz?" feryadı, kâmil velilerin en büyük sızısıdır. "Yalnızca Zâtını ister. O zatî varlık senin olunca, senin olmayan ne kalır ki?..". Ev sahibini bulan kişi, zâten evin bütün güzelliklerine kavuşmuş demektir.
Aşk Yolunda Fena Bulmak
Bu yüce makama ermenin bedeli, fani olan her şeyden kalben vazgeçebilmek ve Hakk'ın iradesinde yok olabilmektir. İrfan sahibi kişi, "İman ve irfan sahibi, Allah'tan dünya istemez. Âhiret talebinde bulunmaz. Mevlâ'sından Mevlâ’yı ister" sırrına vakıftır. Dünyadayken zühd ile yaşayıp nefislerinin bitmek bilmez taleplerini boğan âşıklar, geçici olanı kurban vererek Ebedi olanı satın alırlar. Kendi bencil varlığından soyunan kul, nihayetinde yaratılmışların gıpta ettiği muazzam bir ruhani vuslata erer.

