Kalbin Mahiyeti ve Önemi
İnsanın manevi merkezi olan kalp, Yüce Allah'ın tecelligâhıdır. Bedenin zahiri temizliği veya ibadetleri, eğer kalp günah kirlerinden ve masivadan (Allah'tan gayrı şeylerden) temizlenmemişse kişiye gerçek bir fayda sağlamaz. Geylânî Hazretleri, "Kalp, şu bünye kafesinde bir kuş gibidir ve bir şişe içinde saklı inciye benzer. Bakılacak şey, kafes değil, içindeki kuştur" diyerek, asıl değerin bedende değil ruhta ve kalpte olduğunu vurgular. Dışını ibadetle süsleyip içini dünya sevgisi, kibir ve nifakla dolduran bir kimse, harabeye dönmüş bir eve kilit asan gafil gibidir. Asıl yapılması gereken, "önce evin içini yapmak, kapısını sonra takmaktır".
Kalbi Putlardan ve Ağyardan Arındırmak
İç alemi Allah'a açabilmek için kalpteki bütün gizli putların kırılması şarttır. Allah'tan başkasına duyulan aşırı sevgi, mal-mülk hırsı, makam tutkusu ve insanların övgüsünü bekleme arzusu kalbi işgal eden birer puttur. "Kalbini mescid eyle; orada Hakk'a kulluk et ve yalnız Allah'ı çağır" emri, kalbin tamamen saflaştırılarak tevhidin merkezine yerleştirilmesi gerektiğini ifade eder. Şayet kalp, dünyevi korkular ve beklentilerle doluysa, o kalbe melekût aleminin sırları ve ilahi hikmetler inemez.
İçsel Uyanış ve Sır Makamı
Kalp, günahlardan tövbe ve zikirle arındığında, sadece maddi dünyayı değil, mana alemini de (sırları) görmeye başlar. Dünyevi hevesleri kapıda bırakan ve sırrını Hakk'ın huzuruna sunan kul, vasıtasız olarak ilahi ilhamlara mazhar olur. Böyle bir kalp, artık dışarıdaki kargaşadan etkilenmez; zira onun gıdası zikrullah, yoldaşı ise bizzat Rahman'dır. Nefis, kalp ve sır arasında kurulan bu ilahi denge, kulu fani sınırların ötesine taşır ve onu dünyada yaşarken cennetin ruhanî huzuruyla buluşturur.

