Yokluktan Sonra Yeniden Diriliş (Bekâbillah)
Tasavvuf yolculuğunun en derin yanılgılarından biri, sülûkunu tamamlayıp Hakk'a kavuşan (Fena bulan) kişinin sürekli dağlarda, uzlette (inzivada) kalarak insanlardan kopuk yaşayacağının sanılmasıdır. Gerçekte ise, manevi fırında pişip benliğinden geçen kul, Hakk'ın emriyle yeniden halkın arasına gönderilir. Geylânî (k.s.), bu durumu şu şekilde açıklar: "Bu hâli bulan insan, her ne zaman halka karışsa, kendini ölü bilir; Hak Teâlâ'nın tecellisine dalınca da dirilir… Hak onları yok eder, sonra dilerse diriltir", 18. Artık o kişi, kendi şahsi çıkarları için değil, sırf Allah rızası için yeryüzünde nefes alan Rabbani bir görevlidir.
Padişahın Halifesi Olarak Halka Hizmet
Kendi dertlerinden ve nefsinin hırslarından azat edilen bu seçkin kullar, Allah'ın izniyle halkın yükünü omuzlarlar. "Onu velî tâyin eder. Emirlerini onun vasıtası ile yağdırır, bendelerine onu sultan kılar… boğulan varsa ve kurtulması mukadderse, onunla kurtarır" sırrınca 19, kâmil veliler birer kurtarma gemisine dönüşürler. Onlar gündüzleri insanların dertleriyle dertlenir, onlara doğru yolu gösterir, geceleri ise tekrar Rableriyle baş başa kalıp iç âlemlerinde huzur bulurlar. Onların halkın arasına inmesi, Allah'tan bir uzaklaşma değil, bizzat Allah'ın, merhametini onların eliyle insanlara ulaştırmasıdır.
İrşat Makamının Şefkati ve Tahammülü
Avam halkın cahilliği, nankörlüğü veya düşmanlığı bu kâmil insanları kızdıramaz veya yıldıramaz. Çünkü onlar, kendilerine taş atanların bile aslında manevi hasta olduklarını bilirler. "Kalbin genişler; onlarla iyi geçinirsin. Sinen açılır; oraya hikmetler saçılır" müjdesiyle, o büyük zatlar halkın eziyetlerine karşı muazzam bir tahammül (göğüs genişliği) gösterirler. Hakikat yolunu kaybedenlere kendi şahsi menfaatleri için değil, sırf Allah'ın rahmet tecellisi gereği rehberlik yaparlar. Böylece onlar, Peygamberlerin varisleri olarak kâinatın manevi dengesini sağlayan en büyük kutuplar haline gelirler.

