Harikulade Hallere Aldanmanın Tehlikesi
Tasavvuf ve maneviyat yoluna giren birçok kişinin düştüğü en yaygın tuzaklardan biri, ibadet ve taatlerinin karşılığında olağanüstü hâller (kerametler) veya manevi keşifler beklemektir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu tehlikeli beklentiyi "hicap" (kalp ile Allah arasındaki perde) olarak nitelendirir. "Keramet ve mucize kabilinden şeyleri taleb etme… Keramet sahibi olmayı arzu edip velîleri üzme. Hakk'a yakın olmayı ve O'nunla sohbet hâlini bulmayı arzularsan böyle yap". İbadetlerini havada uçmak, suda yürümek veya insanların zihnini okumak gibi nefsani hevesler için yapan kişi, aslında Allah'a değil, kendi egosunun büyüklük hırsına kulluk etmektedir. Bu durum, manevi yolculuğun en sinsi hastalıklarındandır.
Gerçek Makamın "İstikamet" Olması
Manevi büyüklerin ve kâmil velilerin hayatına bakıldığında, onların hiçbir zaman keramet peşinde koşmadıkları, aksine kerametlerden köşe bucak kaçtıkları görülür. Asıl keramet, her türlü zorluğa, nefsin ve şeytanın saldırılarına rağmen Allah'ın emirlerinden kıl payı ayrılmamak, yani "istikamet" üzere olmaktır. Evvel zaman velileri, ellerinden bir keramet zuhur etse bundan son derece mahcup olur ve bunu gizlerlerdi. Çünkü onlar biliyorlardı ki, insanın en büyük gayesi Rabbine layık bir kul olmaktır; şov yapmak değil. Nefsi terbiye etmek, kibri kırmak, ahlakı güzelleştirmek ve Hakk'ın rızasına ulaşmak, göklerde uçmaktan bin kat daha değerli ve ebedi bir kazançtır.
Amellerde İhlası Koruma Zorunluluğu
Bir kulun ibadetlerinden haz duyması veya kalbine bazı manevi nurların doğması güzeldir; ancak bunların birer "amaç" haline gelmesi ihlası zedeler. Geylânî Hazretleri, "Mucize taleb ederek peygamberlere zahmet verme. Keramet sahibi olmayı arzu edip velîleri üzme" diyerek, kulluğun beklentisiz olması gerektiğini kesin bir dille ifade eder. Kul, gece gündüz ibadet ediyorsa, bunu sadece ve sadece Allah emrettiği ve O buna layık olduğu için yapmalıdır. Eğer keramet sevdasına düşüp, "Neden hâlâ bir şeyler göremiyorum?" diye sızlanırsa, bu onun henüz manevi çocukluk evresinde olduğunun en bariz kanıtıdır. Olgun bir mümin, keramete değil, Rabbine aşıktır.

