Hüznün İlahi Bir Lütuf Olması
Gündelik hayatta üzüntü, kalp kırıklığı ve çaresizlik genellikle kaçınılması gereken olumsuz durumlar olarak görülür. Oysa tasavvuf ahlakında bu hâller, kulu Allah'a en çok yaklaştıran, kalbin pasını silen mukaddes vasıtalardır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bir hadis-i kudside yer alan "Benim yüzümden kalpleri kırık olanlarla beraberim" ilahi fermanına dayanarak, hüznün ve kalp kırıklığının Allah'ın kuluna olan özel bir teveccühü olduğunu belirtir. İnsanın kalbi, dünya heveslerinden, mahlukata bağlanan sahte umutlardan ve kibrin duvarlarından arındığında kırılır ve çaresiz kalır. İşte tam o anda, o kırık ve mahzun gönül, ilahi rahmetin tecelli edeceği en temiz mekân hâline gelir.
Kalpteki Putların Kırılması
Kalp, yaratılışı gereği sadece Allah'ın nazargâhıdır. Ancak insan zamanla orayı dünya sevgisi, mal mülk hırsı ve itibar arzusu gibi sahte putlarla doldurur. Allah Teâlâ, sevdiği kulunun kalbini sadece Kendisine tahsis etmek için, bazen o kulu şiddetli imtihanlarla sarsar. "Bir kalb, dünya varlığından açılır, Hak yakınlığına misafir olursa, kullardan bir talepte bulunmaz" diyen Geylânî Hazretleri, musibetlerin kalpteki putları yıkan birer balyoz olduğunu ifade eder. Belalar ve sıkıntılarla sarsılan, sevdiklerini kaybeden veya dünyevi hayal kırıklıkları yaşayan kulun kalbi kırıldığında, içerdeki bütün sahte sevgiler dışarı akar ve yerini mutlak bir Allah aşkı alır.
Kırık Kalpten Doğan Hakiki Diriliş
Hak yolcusu için ağlamak ve mahzun olmak, kalbin merhamet ve ilahi haşyetle dirildiğinin alametidir. Güçsüzlük ve acziyet anında Hak Teâlâ'ya sığınan kul, "O'nun kudreti önünde teslim ol; O'na vuslat arzusunda isen böyle et" sırrına erer. Gözyaşlarıyla yıkanan, dünyevi hırslarını gözden çıkaran bir mümin, o kırıklığın içinden yepyeni bir ruhani kuvvetle ayağa kalkar. Artık onu dünyanın fani üzüntüleri yıkamaz, yalan sevinçleri şımartamaz. O, kendi acziyetinin farkına vararak sonsuz bir kudretin, yegâne Tesellici olan Allah'ın himayesine girmiş ve hakiki sükuneti bulmuştur.

