Tasavvuf Klasikleri · Haziran 20, 2026

Manevi Körlük: Kendi Görüşüyle Yetinmenin ve Kibrin Sonu

Akla Güvenmenin Getirdiği Uçurum İnsanın manevi yolculuğunda (seyr-i sülûk) şeytanın kurduğu en tehlikeli tuzaklardan biri, kişiye kendi aklını ve ilmini yeterli göstermesidir. Gurura kapılarak bir bilene danışmayanlar …

Akla Güvenmenin Getirdiği Uçurum

İnsanın manevi yolculuğunda (seyr-i sülûk) şeytanın kurduğu en tehlikeli tuzaklardan biri, kişiye kendi aklını ve ilmini yeterli göstermesidir. Gurura kapılarak bir bilene danışmayanlar hakkında Geylânî Hazretleri şu kesin hükmü verir: "Kendi görüşü ile yetinen batar. Zelil olur. Düz yolda ayağı kayar. Kendi görüşünü beğenen, hidayetten mahrum olur". Sadece kitaplardan edindiği yüzeysel bilgilere aldanarak, tasavvuf büyüklerinin irşadına ihtiyaç duymadığını iddia eden kişi, pusulasız bir şekilde okyanusa açılan ahmak bir kaptan gibidir. "Hiçbir âlim yoktur ki, bir başka âlime muhtaç olmasın, ilminin artmasını istemesin" gerçeği, en büyük âlimlerin bile manevi bir terbiyeye ve istişareye muhtaç olduğunu gösterir.

Rehbere (Mürşide) Duyulan Hayati İhtiyaç

Gözü görmeyen bir insanın zorlu ve çukurlarla dolu bir yolda tek başına yürümesi ne kadar tehlikeliyse, insanın kendi nefsinin hileleri karşısında yalnız yürümesi de o kadar tehlikelidir. "Gözün görmüyor, seni yola iletecek birini ara. Görmeden yola çıkan, çukura yuvarlanabilir". Hak yolcusuna gereken ilk şey, bilmediğini ona öğretecek, kibrini kıracak ve ona Hakk'ın kapısını gösterecek kâmil bir mürşid bulmaktır. O büyük zât bulunduğunda, talebe itirazı bırakmalı, "Ne derse kabul et. Görüşlerini müsbet karşıla" edebine sarılmalıdır. Kendi kısıtlı görüşünü Hak dostlarının tecrübesinden üstün tutan kişi, engebeli yollarda kaybolmaya ve karanlıkta kalmaya mahkûmdur.