Kendi İradesinden Fani Olmak
Tasavvufun en derin sırlarından biri, fiziksel bedenin ölümünden önce insanın kendi bencil arzularından, iradesinden ve heveslerinden sıyrılarak "manevi bir ölüm" yaşamasıdır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), hakiki dirilişin yolunun bu manevi ölümden (fena halinden) geçtiğini vurgular. Kul, mahlûkattan, hevâdan ve en nihayetinde kendi iradesinden öldüğünde, "Allah sana merhamet etsin ve seni kendisinden sonra ölüm olmayan bir hayatla diriltsin" müjdesine mazhar olur. Bu ölüm, insanın Hakk'ın iradesi dışında hiçbir şeye meyletmemesi, kendi mevhum varlığını tamamen terk etmesidir.
Fena Makamından Beka Makamına Geçiş
Kendi varlığından soyunup Hakk'ın iradesinde kaybolan (fena bulan) kul, bir süre sonra "beka" (Hak ile var olma) makamına diriltilir. Geylânî Hazretleri bu süreci anlatırken, "Kendinden geç, sonra Hak ayıklığı sana gelir, varlığa erersin" buyurur. Kendi arzusunu tatmin etmeyi ve dünyevi dilekleri bırakan kulu, kader eli çekmeye başlar ve Hak iyiliği ona yardım eder. İlahi irade o kulu kendi öz varlığına itaat ettirir, Aziz ve Celil olan Allah onu yücelere çıkarır. Bu makamdaki bir kulun hareket etmesi kendi iradesiyle değil, tamamen Hakk'ın kudret ve fiil tecellisi iledir.
Varlık İddiasını Bırakmanın Mükafatı
İradesini Allah'a teslim eden bir mümin, yeryüzünün ve gökyüzünün en hür insanı olur. Kendisinden sonra fakirlik olmayan bir zenginlikle, mahrumiyet olmayan bir bağışla ve cehalet olmayan bir ilimle donatılır. O kul, gözün görmediği bir kibrît-i ahmer (kıymetli cevher) haline gelir. Havastan, avamdan, sürüden ve bütün insanlardan belalar onun sayesinde savılır; memleketlerin ve kulların amiri, manevi koruyucusu konumuna yükselir. Kendi iradesinden fani olup Hakk'ın iradesiyle dirilen bu seçkin kullar, yeryüzünün manevi direkleri hükmündedirler.

