Hasedin Temelindeki Cehalet
İnsanoğlunun manevi hayatını içten içe çürüten ve onu gizli bir şirke sürükleyen en tehlikeli hastalıklardan biri "haset"tir (kıskançlık). Bir kimsenin, başkasına verilen nimetleri kıskanması ve o nimetlerin ondan alınmasını istemesi, aslında doğrudan doğruya Allah'ın kaza ve kaderini eleştirmesidir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), hasetçiyi sert bir dille uyarır: "Sen onun payına haset ettiğinde en büyük câhilliğe düşmüş olursun. Senin kısmetin senden başkasına verilmez, başkasına intikâl etmez. Allah korusun!.". Haset eden kimse, kendi payına razı olmayarak Allah'ın taksimatını adaletsiz bulmuş ve ezeldeki karara zımnen isyan etmiş olur.
Nimetleri Veren Mutlak Kudrete Karşı Gelmek
Başkalarının sahip olduğu dünyalık mala, mülke veya makama göz dikmek, insanın kendi ruhunu değersizleştirmesidir. Geylânî Hazretleri, haset eden kişinin durumunu çok çarpıcı bir teşbihle anlatır: "Senin komşuna hasedin şu adamın hasedine benzer… Ki o adam; bir melîkin gücünü, askerlerini, akrabalarını… görür -ki; o köpek kalkıyor, oturuyor, havlıyor, ve melîkin mutfağından kalan bozulmuş yemeklerle doyurulup kuvvetleniyor- işte ona haset eder.". Yüce Allah'ın sonsuz hazineleri dururken, komşusunun elindeki üç günlük fani dünya malına (bozulmuş yemeğe) haset eden kimse, ahmaklığın ve cahilliğin zirvesindedir.
Haset Ateşini Tevekkülle Söndürmek
Haset, insanın sadece ahiretini değil, dünyadaki huzurunu da yok eder. İnsan, kendi kısmetine yazılmamış bir şeyi haset ederek asla elde edemez. Başkasına verilen nimetler, Allah'ın o kulu imtihan etmesi içindir. Hakiki mümin, başkasının elindekine gözünü dikmek yerine, kendi kalbini temizler ve ihtiyaçlarını yalnızca Allah'a arz eder. "Kanaat, din ve zühd bakımından değil de hasislik ve aşağılık olması sebebiyle sürdürür. Bu zamanda bundan daha ahmak ve daha cahil bir adam bulunur mu?" buyuran Geylânî (k.s.), bu hastalıktan kurtuluşun ancak kanaat, rıza ve mutlak bir tevekkülle mümkün olacağını belirtir.

