Sahte Beklentilerle Hak Yola Girilmez
Maneviyat (seyr-i sülûk) yolu, nefsin okşanacağı, kişiye dünyevi şan, şöhret veya zahmetsiz kerametler verilecek bir rahatlık yolu değildir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu yola sahte heveslerle girenleri ve kâmil bir mürşidin sarsıcı terbiyesinden kaçanları şiddetle uyarır. Kendisinden zahmetsiz iltifat bekleyenlere, "Seni sevindirecek şey de bende var. Fakat ben ateşim; bende yalnız ateşe dayanabilenler kalabilir" diyerek meydan okur 5, 6. Mürşid-i kâmil, müridini şımartmak için değil, onun içindeki kibri, dünya sevgisini ve nefsi hastalıkları yakıp kül etmek için vardır. Ateşten korkan, ham kalmaya mahkûmdur.
Mücahede Ateşinde Dönen Böcekler
Gerçek dervişler, mürşidlerinin verdiği zorlu riyazetlere, sert uyarılara ve nefsani kırılmalara tıpkı ateşe koşan pervaneler gibi can atanlardır. Geylânî Hazretleri, "Ateş içinde dönen böcekler, varlığımda yaşayabilir. Sen de onun gibi ol. Mücahede ve ufak sıkıntı ateşlerine dayan" buyurarak, bu meşakkatli pişme sürecini anlatır. Nefsi kırmak, onu alıştığı zevklerden mahrum bırakmak ve eleştirilere karşı susmayı öğrenmek kolay değildir. Bu sıkıntıları çekmek istemeyen ve sadece genişlik (ferahlık) arayan kişi, manevi ocağın ateşinden feyiz alamaz.
Ateşin Altına Dönüştürmesi (Simya)
Kâmil bir mürşidin uyguladığı bu yakıcı terbiye, kulun kalbindeki nifakı silmek ve onu som altın hâline getirmek içindir. "Sıkıntıyı görmeyen, genişliğe" eremez sırrınca, bu imtihanlardan başarıyla geçen mürid, kendi benliğinden soyunur. Hocasının sert yüzünün arkasındaki asıl İlahi rahmeti fark ettiğinde, o ateş ona İbrahim (a.s.)'ın ateşi gibi serin ve selametli gelir. Çiğliğini o ateşin içinde bırakanlar, yeryüzünün en aydınlık manevi güneşleri olarak yeniden doğarlar.

