Nefs-i Emmare'nin Yıkıcı Doğası
İnsanın manevi yolculuğunda önüne çıkan en büyük ve en sinsi düşman kendi nefsidir. Nefis, doğası gereği daima rahatı, günahı ve ilahi emirlere isyan etmeyi arzular. Abdülkadir Geylânî Hazretleri nefsi aklı olmayan, kör ve daima terbiye edilmeye muhtaç bir çocuğa benzetir. İnsan, kendi nefsine öğüt verip onu yola getirmeden başkalarını ıslah etmeye kalkışmamalıdır. Nefsinin hatalarını ve zafiyetlerini göremeyen kişi, manevi bir körlük içindedir ve bu körlükle hakikati bulması imkânsızdır.
Nefse Muhalefet ve Mücahede Yolları
Gerçek bir manevi uyanış, nefse muhalefet etmekle ve onun kötü alışkanlıklarına savaş açmakla başlar. "Nefsine muhalif ol. Ona uyma. Onu kuvvetle bağla, çözme" diyen Geylânî Hazretleri, nefsin hak ettiği temel gıdaları (helal yoldan) vermekle birlikte, onun şımarık heveslerine asla boyun eğilmemesi gerektiğini emreder. Nefis, şehvetten, lezzetten ve boş arzulardan kesilerek aç ve susuz bırakılmalı, bu sayede terbiye edilmelidir. Kul, her gün nefsini muhasebeye çekmeli, hatalarını ona itiraf ettirmeli ve tövbeye zorlamalıdır. Nefsin dizginleri ele alındığında, o artık kişiye zarar veren bir düşman olmaktan çıkar, onu Hakk'a taşıyan itaatkâr bir bineğe dönüşür.
Mutmainne Makamına Yükseliş
Amansız bir mücahede neticesinde nefis, itirazı ve isyanı terk ederek "mutmainne" (huzura ermiş) makamına ulaşır. Nefis bu makama ulaştığında kalbin emrine girer, kalple birleşir ve ilahi sırların hizmetkârı olur. Hakk'ın emirlerine boyun eğen ve O'nun yasaklarından kaçınan bir nefis, artık kulu kötülüğe değil, sonsuz ahiret saadetine teşvik eder. Nefsini ezen ve hevasını bir kenara bırakan kul, ilahi yakınlık makamına erer ve meleklerin bile hayran kaldığı yüce bir ahlaka bürünür.

