Tasavvuf Klasikleri · Haziran 20, 2026

Nimetin Gerçek Sahibini Görmek ve Hakiki Şükür

Nimetleri Sahiplenmenin Gizli Şirki İnsanoğlunun en sık düştüğü gafletlerden biri, kendisine bahşedilen nimetleri kendi aklının, çalışmasının veya diğer insanların bir eseri olarak görmesidir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), …

Nimetleri Sahiplenmenin Gizli Şirki

İnsanoğlunun en sık düştüğü gafletlerden biri, kendisine bahşedilen nimetleri kendi aklının, çalışmasının veya diğer insanların bir eseri olarak görmesidir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu durumu büyük bir nankörlük ve gizli bir şirk olarak nitelendirir. "Nîmetleri sahiplenmemek, O'nun haddine tecavüz etmemek… Hakiki şükür budur." Sahip olduğumuz malı, sağlığı, ilmi veya makamı "Ben kazandım" diyerek nefse mâl etmek, o nimeti asıl vereni (Mün'im) unutmaktır. Oysa kâinattaki her şey, mutlak Rezzak olan Allah'ın hazinesinden, O'nun belirlediği bir vakitte kula ulaşır. Nimetin sahibini unutmak, o nimetin er ya da geç kulun elinden alınmasına veya onun için bir azap vesilesine dönüşmesine yol açar.

Vasıtaları Bırakıp Asıl Verene Yönelmek

İslam ahlakında şükür, sadece dille "Elhamdülillah" demekten ibaret değildir; kalbin, o nimetin Allah'tan geldiğine tam bir yakîn ile inanmasıdır. Eğer bir insan, rızkını patronundan, şifasını doktordan, başarısını kendi zekasından bilirse, vasıtalara takılıp kalmış, asıl yaratıcıyı görememiş demektir. Geylânî Hazretleri, "Sana dünyadan bir taam gelse… Hırsa kapılıp senin olmasını hemen arzu etme. O'ndan gelen en iyi ve en bol olan şeydir." diyerek, sebeplerin ardındaki Kudret Eli'ni müşahede etmeyi öğütler. Bir kimsenin vasıtasıyla bize bir iyilik ulaştığında, o kişiye teşekkür etmek dinin gereğidir; ancak kalben bilinmelidir ki o kişiyi o iyiliğe sevk eden yalnızca Allah'tır.

Şükrün Nimeti Artırması ve Koruması

Gerçek şükür, sahip olunan nimeti Allah'ın razı olduğu yerlerde kullanmaktır. Bedenin şükrü itaatte yorulmak, malın şükrü infak etmek, ilmin şükrü ise onunla amel edip başkalarına öğretmektir. "Eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artıracağım" (İbrahim, 7) ayeti gereğince, nimetin kadrini bilen ve onu nefsin isyanında değil Hakk'ın yolunda harcayan kulun bereketi daim olur. Geylânî (k.s.)'nin uyarısıyla; nankörlük edip nimeti sadece şahsi bir zevk aracı olarak görenler, ahirette dilenci durumuna düşmekle kalmaz, bu dünyada da kalplerindeki huzuru tamamen yitirirler.