Niyetsiz Amel Ceset Gibidir
Bir ibadetin veya iyiliğin İslam ahlakında değer kazanması, ancak niyetin saflığıyla (ihlas) mümkündür. Abdülkadir Geylânî (k.s.), niyetin amelden önce geldiğini ve niyetsiz yapılan hiçbir işin fayda vermeyeceğini şiddetle hatırlatır: "Niyeti amelden önce bilmeyen adamın yaptığı işler eksiktir. Sen, susmuş olsan veya konuşsan, yine de günah işlemiş olursun; çünkü niyetin bozuk". Niyet, bir eylemin ruhudur; eylem (amel) ise onun cesedidir. İhlas olmadan, sırf şeklen yerine getirilen namaz, oruç veya hayır hasenat, ölü bir ceset taşımaktan farksızdır. İçi bozuk olan bir kimsenin dıştaki süslü amelleri, Hak katında boş bir hezeyandan ibarettir.
İşleri Halk İçin Yapmanın İflası
İnsanların en büyük hastalığı, yaptıkları ibadetleri veya iyilikleri diğer insanların görmesi, beğenmesi veya takdir etmesi için ("desinler" diye) yapmalarıdır. Geylânî Hazretleri, "İnsanları isteyerek yapılan işin sonu Hakk'a varmaz… Yazık oluyor sana, işin halk için!.. Nasıl onunla Hakk'a varmayı diliyorsun?" diyerek bu riyakârlığın manevi iflas olduğunu söyler. İbadetleri insanlara gösteriş için yapmak (şirk-i hafi), Allah'ın her an kulu gördüğü gerçeğini unutup, uzaktaki âciz kulların nazarına değer vermektir. "Yazık, kullar görmesin diye perde arkasına çekiliyorsun. Ama Yaratan'ı gördüğün yok" sözü, bu gizli şirkin ne kadar sinsi ve aptalca olduğunu ortaya koyar.
Temeli Sağlam Atmak ve Sadece Hakk'ı Hedeflemek
Bir binanın ayakta kalabilmesi için temelinin sağlam olması gerekir. Manevi binanın temeli de sırf Allah rızası için atılan "halis niyet"tir. "Temeli, şüpheli ve düzensiz şeylerle çıkardıktan sonra üst katı yükseltmişsin ne çıkar?.. Temeli çürük olan binanın üstü, kısa zamanda yıkılır". Mümin, yaptığı en küçük bir iyilikte bile nefsini aradan çekmeli, insanların övgüsünü bir kenara bırakmalı ve doğrudan Allah'ın rızasına kilitlenmelidir. Niyetlerini Allah'a bağlayan ve her adımını "Ya Rabbi, razı olasın diye koştum" şuuruyla atanlar, gösterişin zindanından kurtulup Hakiki Tevhidin aydınlık meydanına çıkarlar.

