Halkın Değerlendirmelerinin Geçiciliği
Maneviyat yolunda kulun aşması gereken en zorlu psikolojik engellerden biri, toplumun ne düşündüğüne göre hareket etme (elalem ne der) hastalığıdır. İnsanlar fıtraten övülmekten hoşlanır, kınanmaktan ise şiddetle kaçınırlar. Ancak tasavvuf ahlakında, halkın övmesini ve yermesini eşit görmeyenin hakiki ihlasa ulaşamayacağı vurgulanır. Geylânî (k.s.), bu mertebeyi şöyle özetler: "Övülmek, kötülenmek bir olur. Hastalık ve afiyet aynı olur. Zenginlikle fakirlik fark taşımaz". Fani insanların takdiri kişiye Allah katında hiçbir değer katmayacağı gibi, onların yergisi de kişiyi Hakk'ın rızasından düşüremez.
Kınayıcının Kınamasından Korkmamak
Bir ibadeti veya hayrı sırf insanlar görsün ve beğensin diye yapmak (riya), amelin ruhunu öldüren gizli bir şirktir. Sadece halkın alkışını bekleyen kişi, fani insanların rızasını Allah'ın rızasından üstün tutmuştur. Kâmil bir mümin ise Allah'ın emirlerini yerine getirirken insanların eleştirilerine veya dışlamalarına karşı sağırlaşır. "O kulları hiçbir kınayıcı yolundan alamaz… Hak için nefislerine ve başkalarına yardım ederler". Allah rızası yolunda yürürken toplum tarafından dışlanmayı göze alamayan bir kişi, hakiki manada iman etmiş sayılamaz.
Rıza Makamının Getirdiği Sarsılmazlık
Hakiki bir derviş, rüzgârın yönüne göre savrulan bir yaprak değil, ilahi rıza köküne sımsıkı tutunmuş sarsılmaz bir dağ gibidir. Bütün dünya onu kınasa bile, eğer Rabbi ondan razıysa, o kendini kâinatın en bahtiyar insanı hisseder. Nifak ehli, halkın övgüsüyle şişer, yergisiyle çökerken; ihlas sahibi mümin için halkın alkışı da yuhalaması da bir sinek vızıltısı mesabesindedir. Bu yüce makama eren kul, doğrudan doğruya Rabbinin himayesine girer ve eşsiz bir manevi sükûnete kavuşur.

