Öz ve Sözün Bir Olması Zarureti
İslam ahlakının ve tasavvufi gelişimin en sarsılmaz temeli sıdk, yani doğruluktur. Dilin söylediği ile kalbin inandığının, zahirdeki amelin ile batındaki niyetin birbirini tutmaması, manevi yolda kişiyi helake sürükleyen nifak (ikiyüzlülük) hastalığıdır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu tehlikeye karşı inananları şiddetle uyarır: "Sözünüzle yaptığınız ayrı ayrı olmasın; bir olsun. Söylediğinizi yapın. Halka öğüt verip kendi yan çizenler gibi olmayınız". Kalbiyle ve diliyle uyuşmazlık içinde olan kişi, dışarıdan dindar görünse bile iç dünyası kokuşmuş bir harabeden farksızdır.
Yalan Davaların Sonu
Sadece sözde kalan iddialar, manevi yolda bir adım bile ilerlemeye yetmez. Geylânî Hazretleri, "Senetsiz dâva ispat edilemez. Amelsiz ilmin yararı olmaz" diyerek, doğruluk ve samimiyet taşımayan her türlü sözde dindarlığın ahirette iflasla sonuçlanacağını belirtir. Bir insanın kalbinde Allah'tan gayrı putlar (dünya hırsı, makam sevgisi) varken dille "Sadece Sana kulluk ederim" demesi, en büyük yalandır. Dini dört şeyin yıktığını belirten Geylânî, bunların ilkini "Söylediğiniz, işinizi tutmazsanız" şeklinde açıklar.
Doğruluğun İnsanı Ayıktırması
İnsanın manevi gafletten uyanabilmesi, her an ve her şartta doğru olmasına bağlıdır. "Seni o ayıktırır; yalancılık ve yanlışlık ise aksine batırır, her iyiden uzak kılar. Doğru olmak insanı ayık kılar, yanlış yolu tutmak gaflet uykusu verir" sırrınca, sıdk ehli bir mümin daimi bir manevi teyakkuz (uyanıklık) içindedir. Yalanı ve hileyi tamamen terk edip, hayatının her anını şeffaf ve Hak rızasına uygun yaşayan kul, kalbinde tevhid ve ihlası kökleştirir. Bu sarsılmaz doğruluk, kulu dünyevi zilletlerden kurtarıp ebedi izzete ulaştırır.

