Vasıtalara Takılmanın Gizli Şirki
İnsanoğlu, dünyadaki düzen gereği rızkını, şifasını veya başarısını daima görünürdeki "sebeplere" (diğer insanlara, doktora, paraya vb.) bağlama eğilimindedir. Oysa tasavvufi tefekkürün zirvesi, bütün bu vasıtaların arkasındaki asıl Kudret'i, yani Allah'ı görmektir. Geylânî (k.s.), "Sebepler, Hakk'ın zâtına karşı birer perdedir. Şahın kapısından yüz çevirirsen, sana orası kapanır" diyerek, eşyaya takılıp kalmanın kalbi kör ettiğini belirtir. Yemeğini patronundan, sağlığını doktordan bilen kişi, aslında bu sebeplerle Allah arasına kalın bir duvar örmüş olur.
Sebepleri Aşarak Yaratıcıyı Bulmak
Gerçek bir muvahhid (Allah'ı birleyen kişi), dünyevi vasıtalara başvurur ancak kalbinde onlara hiçbir müstakil güç atfetmez. Şayet bir kimsenin vasıtasıyla bize bir iyilik ulaştığında, o kişiye zahiren teşekkür edilse bile kalben bilinmelidir ki onu o iyiliğe sevk eden yalnızca Allah'tır. "Sebep tuzağını aşarsan sebebin yaratıcısına ulaşırsın. Âdetleri bırakırsan âdet harici hikmetler görürsün" sırrı, sebeplerin ardındaki Mutlak Eli fark etmeyi gerektirir. İşlerini Allah'ın mutlak hükmü ve kaderi ile yürütmeye koyulan kişi için fani sebepler hazan yaprağı gibi dökülür.
Tam Tevekkül ve Kurtuluş
Kalbi sebeplerin esaretinden kurtarmak, insanın ruhuna muazzam bir hürriyet bahşeder. Kalp, sadece Rezzak olan Allah'a bağlandığında, sebepler perdesi kalkar ve kul doğrudan Hakk'ın inayetine mazhar olur. "Tevekkülün asıl mânası odur ki, sebeplere vukuf olmamalı… İyilik ve kötülükte Hakk'ın kudretinden gayri kimsenin sözü geçmeye". İşlerini sebeplere değil Allah'a havale eden kişi, yaratılmışların kapısında dilenci olmaktan kurtulur ve yorulmadan rızkını temin ederken ebedi huzura kavuşur.

