Dış Görüntünün Aldatıcılığı
Tasavvuf yolunda ve İslami hayatta en sık düşülen hatalardan biri, kişinin iç dünyasını (kalbini, niyetini) düzeltmek yerine sadece dış görünüşünü dindar veya zahid bir kalıba sokmaya çalışmasıdır. Abdülkadir Geylânî (k.s.), halkı kandırmak için bürünülen bu şekilciliği çok sert bir dille eleştirir: "Ey evlat! Nifakınla, fasih konuşmanla, dilden gelen güzel sözlerle, yüzün sararması ile olmaz ve bu hâl, yamalı libâsın başa çekilmesi, omuzların birleştirilmesi ve bel bükmekle elde edilmez". İçi riya, kibir ve hasetle dolu bir kimsenin, boynunu bükerek, dervişane giyinerek veya çok süslü dini kelimeler kullanarak Hakk'a yakınlık iddia etmesi, şeytanın en büyük maskaralığıdır.
İçi Temizlemenin Önceliği
Gerçek maneviyat, kalbin fani heveslerden, gösterişten (şirk-i hafi) ve dünya sevgisinden temizlenmesiyle başlar. Geylânî Hazretleri, şekilciliğe kananları ikaz ederek, "Böyle bir zanla yaptığın işlerin nefisten, şeytandan, halkı Hakk'a ortak koşmandan ve onlardan dünyalık beklemenden geldiğini bilesin" buyurur. Eğer yamalı hırka giymenin veya zikir halkalarında şeklen bulunmanın amacı insanların "Ne kadar takvalı!" demesi ise, o hırka omuzlara yüklenmiş bir cehennem odunundan farksızdır. Din, kabuk değil, özdür; ihlas olmadan dış kabuğun (amellerin şeklinin) hiçbir değeri yoktur.
Sırrını Saklayan Gerçek Ârifler
Şekilciliğin aksine, kâmil veliler ve irfan sahipleri kendi iç âlemlerini gizlerler. Geylânî (k.s.), "İç âlemine dair olan işleri gizli tut. 'Rabb'inin nimetini anlat!' deninceye kadar gizlilik hâline devam et" öğüdüyle, gerçek dindarlığın bir şov aracı yapılmaması gerektiğini belirtir. İçi altınla dolu olan küp, dışına boya sürmeye ihtiyaç duymaz. Kendi hatalarıyla meşgul olup ihlasını halkın nazarından gizleyenler, Hak katında en çok parlayan samimi yıldızlardır.

