En Güzel Edep Allah'a İtaattir
Tasavvuf yolunda mesafe katetmenin ve Allah'ın rızasına ulaşmanın en temel şartı, mutlak bir edep ve teslimiyettir. İnsanın yaratıcısı karşısında haddini bilmesi, hem zahirde hem de batında ilahi sınırlara riayet etmesiyle mümkündür. Geylânî Hazretleri, "İyi edep, dosta yaklaştırır; kötüsü uzağa atar. En güzel edep, Allah'a itaattir. Edepsizlik ise O'na isyan" diyerek, edebin yalnızca bir ahlak kuralı değil, doğrudan doğruya kulluğun özü olduğunu vurgular. İlahi kaza ve kader karşısında şikâyetçi olmak, feryat etmek veya isyana sürüklenmek, kulun Allah'a karşı işleyebileceği en büyük edepsizliktir.
Niçin ve Nasıl Sorularını Terk Etmek
Kâmil bir mümin, Allah'ın fiilleri üzerinde cüzi aklıyla sorgulamalar yapmaktan şiddetle kaçınmalıdır. Başa gelen belalar veya hastalıklar karşısında isyan bayrağını çekmek yerine sükûnete sarılmak emredilmiştir. "Edebini takın! Ve Rabbin için suskunluğa, sabra, rızâya ve muvâfakate sarıl!" ikazı, kulun ilahi irade karşısında "niçin" demeye hakkı olmadığını açıkça gösterir. O mutlak Yaratıcı, mülkünde dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir ve "O yaptığından sorumlu tutulamaz" (Enbiya, 23) sırrınca hesaba çekilemez.
Sükûtun Getirdiği İlahi Sohbet
Sükût, sadece dili tutmak değil, kalpteki itirazları ve fani hevesleri susturmaktır. İç âlemini Allah'ın marifetiyle dolduruncaya kadar susmak, manevi olgunlaşmanın ilk adımıdır. "Hak'la sohbet ehli olmaya bak. O'nunla sohbet, tam manasıyla sessizliktir". İnsan Allah'ın huzurunda olduğunu tam olarak idrak ettiğinde, dil lâl olur ve sadece kalbin huşusu devreye girer. Vakarını koruyan, kederde ve sevinçte edebini bozmayan kul, en nihayetinde O Aziz ve Celil olan Rabbin sarsılmaz itaatine ve rızasına ulaşır.

