İman Sahibinin Sürekli Değişen Hali
İslam inancında kâmil bir mümin, hayatı boyunca ne Allah'ın rahmetinden tamamen ümidini keser (ye's) ne de O'nun azabından tamamen emin olur (emniyet). Bu iki his (havf ve reca) arasında adeta bir sarkaç gibi gidip gelir. Geylânî Hazretleri, kâmil bir müminin kalbindeki bu değişken ve hassas durumu şöyle tasvir eder: "İman sahibi, bir an gelir, dağlar gibi olur ve bir an gelir, esen yelden bile titreyen damara benzer". Kadere rıza noktasında dağlar gibi sarsılmaz bir duruş sergileyen mümin, Allah'ın huzurunda hesap vereceği düşüncesiyle, esen rüzgârla titreyen bir damar kadar kırılgan ve hassas bir ruh haline bürünür.
Emniyet Hissinden Sakınmak
Dünya hayatı devam ettiği sürece kulun "Ben artık oldum, kurtuldum" diyerek ibadetlerini gevşetmesi veya günahlara karşı laubali davranması manevi bir intihardır. Geylânî (k.s.), bu tehlikeye karşı inananları şiddetle uyarır: "Korku üzere ol. Emin olma. Bu hâlin Rabbine kavuşuncaya kadar devam etsin… Emniyet hâli önüne serilinceye kadar çekin". İnsanın son nefesinde imanla gidip gidemeyeceği (hüsn-ü hatime) meçhuldür. Bu nedenle "Bana bir şey olmaz" garantisiyle yaşamak, kibrin ve gafletin ta kendisidir. Güven ve emniyet hissi, ancak cennetin kapısından içeri girildiğinde tam manasıyla yaşanacak bir duygudur.
Korkunun Kalbi Temizlemesi
Allah korkusu (takva ve haşyet), kalbi karartan günah kirlerini yıkayan muazzam bir şifa kaynağıdır. "Kul Mevlâsından korktuğu müddetçe kötülükleri gider; kalbi ve sırrı sakin olur". Bu korku, insanı paniğe sevk eden hastalıklı bir korku değil, yüce ve mutlak adalet sahibi bir Yaratıcı'ya karşı duyulan derin bir saygı ve edeptir. Bu saygı ile haramlardan uzaklaşan, hatalarına tövbe eden kul, en nihayetinde o eşsiz ümit (reca) deryasına yelken açar ve Rabb'inin engin merhametiyle kuşatılır.

